sert bir sınır olarak mağaranın duvarı, annesinin burnuyla sertçe dürtüklemesi, yine onun pençesiyle vurup kendisini yere sermesi ve birkaç kez yaşadığı açlık dönemlerinde bir türlü doyuramadığı karnı, dünyada sonsuz özgürlük diye bir şeyin olmadığını, hayatın bazı kısıtlamaları ve sınırları olduğu duygusunu yerleştirmişti ona. bu sınırlar ve kısıtlamalar, yasalardı. yasalara uymak, acıdan uzak olmayı sağlar ve mutluluk getirirdi.
beyaz diş sahibinin dibinden ayrılmıyordu. sundurmada yatan dick ona gürleyince, o da tüylerini kabartıp ona gürledi
scott'ın babası, "collie' yi içeri alıp bu ikisini dışarıda bırakalım." önerisinde bulundu. "biraz dalaşırlar, sonra da arkadaş olurlar."
sahibi güldü. " o zaman dostluğunu göstermek için dick'in cenazesinde en çok ağıt yakan beyaz diş olur."
1- martin'i en çok şaşırtan şey onların cehaleti olmuştu. ne olmuştu onlara? eğitimlerini ne yapmışlardı? kendisinin okuduğu kitaplara onlar da ulaşabilirdi. nasıl olurda kitaplardan bir şey öğrenmezlerdi?
2- geçmişte işçi sınıfına göre daha derli toplu görünen, iyi giyimli kimselerin zekanın iktidarına ve güzelliği takdir gücüne sahip olduğunu sanmakla ne büyük aptallık etmişti.
hayatı boyunca sevgi açlığı çekmişti. varoluşunun temel talebiydi. ama hiç sevgi görmemiş ve zaman içinde katılaşmıştı. sevgiye ihtiyaç duyduğunu fark etmemişti bile. şimdi de bilmiyordu bunu.
Yaradılışımın artık biçimlendirme gücünü aktarmış olduğum kötücül yanı, az önce alaşağı etmiş olduğum iyicil yanı kadar dinç ve gelişkin değildi. Ne de olsa onda dokuzu uğraşıp didinmekle, erdemli olmayan ve nefsimi bastırmaya çabalamakla geçmiş olan hayatım boyunca kötücül yanım yan gelip yatmış, pek o kadar hırpalanmamıştı.