Günün birinde anlatacak yalan kalmaması halinde en az iki üç kuşak boyunca dünyaya kepenk indirtmek gerekecekti anlaşılan!
İnsanların birbirine söyleyecek hiçbir şeyi kalmazdı, neredeyse...
Asla beraber olamayacağız.
Aynı evi, aynı teni paylaşamayacağız.
Aynı masada oturmayacağız.
Hatta aynı şehirde bile oturmayacağız.
Belki bir gün son kez görüşeceğiz,
ikimiz de bunun son olduğundan habersiz.
Son kez el ele gezeceğiz,
belki de son kez söyleyeceğiz birbirimizi sevdiğimizi.
Yine beraber planlar yapıp, tutamayacağımız
Son sözleri vereceğiz birbirimize.
Ve elbette yollarımız yine ayrılacak bir gün.
Sonra aramıza şehirler girecek,
Hiç karşılaşmayacağız.
Tesadüfler bile bir araya getiremeyecek.
Sonra da belki birimiz öleceğiz, diğerimiz hiç bilmeyecek.
Değerli olmak ya da olmamak. Yaratmak ya da yaratamamak. Birinci durumda her şey kanıtlanmıştır. İstisnasız, her şey. İkinci durum, tam bir Anlamsızlık’tır. Geriye en güzel intiharı seçmek kalır: Evlilik + 40 iş saaati ya da tabanca.
“Daha fazlasına katlanmaya güçleri yetmediği için sarhoş olmuşlar hepsi.” Ama hiç kimse onların kahreden umutsuzluğunu paylaşamazdı, onlar kadar sarhoş olmadıkça.