Keşke 10 üzerinden 100 verme şansım olsaydı…
Yorumum çok uzun olacak, şimdiden uyarmak istedim. Hayatımın kitabı Bronz Atlı’dır ve bu kitaba hak ettiği övgüyü ne kadar yazsam da veremem.
Bu kitabı ilk okuduğumda 14 yaşındaydım, o zamandan beri yüzlerce kitap okudum ama hiçbiri bu kitabın yerini almadı alamaz. Hayatımın sonuna kadar bu kitaptan daha iyisini okumayacağıma adım kadar eminim. Her sene bir kez bitiririm koca seriyi. Kalbimdeki yeri çok ayrı. Bana çok dokunmuş ve iz bırakmış bir kitap.
Şunu söylemeliyim ki seri kendi başına bir şaheser ama ilk kitap, bambaşka. Şaheserden öte bir kelime bulunursa bu Bronz Atlı’ya ait olur. Övmeden duramıyorum!!
Tatyana Metanova, senin kalbin o kadar temiz ve kocaman ki tüm dünyaya yetecek kadar merhamet taşıyorsun içinde. İyilik, fedakarlık, merhamet, saf ve duruluk… Her kelime Tatyana’ya birebir uyuyor. O kadar temiz kalpli yazılmış bir karekter ki okurken şaşırıyorsunuz nasıl hâlâ böyle insanların olabildiğine. Ve bir o kadar da cesur, gözü kara.
İlk kitaptaki Alexander zaten hepimizin baş tacıdır. Genç yaşında edindiği başarılar, sevdiği kadına olan büyük aşkı ve bunu korkmadan paylaşması, cesurluğu, fedakarlığı ve gözü karalığı… Alexander ilk kitapta benim için tam bir green flag olmuştu.
Konusuna gelelim. 2. Dünya Savaşı’nın Sovyet Rusya’sında geçiyor kitap, Leningrad şehri yani şimdiki adıyla St. Petersburg. Almanya’nın Sovyet Rusya’yı işgalinin ilk gününden başlıyor kitapımız. Sene 1941. Resmen yıllar öncesi. Tatyana, henüz 17 yaşında gencecik bir kızdır. Narin, masum, oldukça neşeli bir ruhu olan genç kızımız aynı zamanda çok da güzeldir. Savaşın ilk günü diğer tüm aileler gibi Metanova ailesi de ailenin tek erkek çocuğu olan Paşa’yı şehirden gönderir. Paşa ve Tatyana ise ikiz kardeşler ve birbirine oldukça