Lena Gülşen

Lena Gülşen
@lenasdairy

Lena Gülşen

, bir kitap okudu
10/10
·656 syf.··
2025 16. kitabı
Paullina Simons
8.4/10 · 779 okunma
Reklam
Ba-yıl-dım
10/10
·672 syf.··
2025 14. kitabı
Sonunda okudum. İlk çıktığı sene sınava hazırlanıyordum, dedim bitsin öyle alırım. Sonra yazar beni şaşırtarak nerdeyse iki yıl gibi bir sürede peş peşe üç kitabı da çıkardı. Hepsi de birbirinden kalın. Öncelikle bu konuda yazarı tebrik edeceğim. Bu arada hala sınava hazırlanıyorum ama daha fazla dayanamadım ahahah. En sonunda başladım. Pişman mıyım? ASLA. İyi ki okudum. Uzun süre sonra okuduğum en iyi fantastik romanlardan biriydi. Ve söylemeliyim ki uzun kısa fark etmeksizin fantastik serilerin ilk kitabı genellikle az olaylı geçer, evreni tanımakla uğraşırız. Bu kitap asla öyle değildi, ilk kitapta bile olaylara doyduk. Violet, annesi General Lilith Sorrengail tarafından zorla biniciler bölüğüne girmeye zorlanır. Babasını ve abisini yıllar önce kaybetmiş olan genç kızımızın ailesinden geriye yalnızca başarılı bir general olan annesi ve en az annesi kadar başarılı olan ablası Mira Sorrengail kalmıştır. Violet’in ailesindeki herkes binici olduğu için annesi de Violet’ı bu konuda oldukça sert bir şekilde zorluyor. Kızımız ise hayatı boyunca Katipler bölüğüne girmek için yetişmiş ve fiziksel olarak da Basgiath akademisinde savaşamayacak kadar güçsüz. Minyon, eklemleri zayıf bir kız. Basgiath akademisine girdiği ilk anda ise düşmanı Xaden Riorsan’ın nefreti ile burun buruna gelir. Fen Riorsan, Violet’in abisini; Lilith Sorrengail ise Xaden’ın babasını öldürmüştür. Rebecca, tebrik ederim hayatım. İlk defa fantastik kitap yazan biri olarak harika bir iş çıkarmışsın. Evrenin hem çok geniş hem de oldukça dolu. Benim kitapta elle tutulur beğenmediğim hiçbir şey olmadı. Tek bir ufak pürüz var, o da anlatmaya bile değmez. Yazar Violet ve Xaden’ın ilişkisini hızlandırmış gibi hissettim. Hani nefret ediyorlardı ve nefret bitmeden hemen aşk başladı. Gerisi nasıldı derseniz,
Fantastik
Dördüncü KanatRebecca Yarros · Olimpos Yayınları · 20236,4bin okunma
Bir serinin daha sonu
6/10
·764 syf.··
2025 12. kitabı
Gelelim serimizin üçüncü kitabına... Artık savaş kapıda. Tüm kitap boyunca ha savaş oldu ha olacak diye diye savaşı birkaç sayfaya sıkıştırıp önümüze sundu yazar. Öyle bir anlatıyordu ki savaşı, dedim herhalde çok kanlı ve vahşet dolu ama okuması da bir o kadar heyecanlı ve sürükleyici olacak. Ama yok. Adamakıllı bir savaş bile okumadık. Bir an kitabın sonunda Rhys'e olan (Spoi olmasın diye söylemiyorum.) şey kalbimi tekletti ama sonra hemen o olay da kapandı. Zaten belliydi. Onun dışında beni şok eden bir olay yaşandı mı? Hayır. Savaş savaş diye kendini bitiren karakterlerimiz de birkaç sayfa hünerlerini gösterip işlerini bitirdiler. Ki tam olarak böyle olduğu da söylenemez. Savaşta bile hep Feyre'yi okuduk. Oysa hepsinin verdiği bir mücadele var, yazar keşke hepsinden birkaç kesit anlatsaydı. Varsa yoksa Feyre. Bunu da anlamış değilim. Feyre daha gencecik kız, evet güçleri olabilir ama diğerlerinin 500 yıllık deneyimin yanında Feyre'nin deneyimi ne ki? Ama ona rağmen kızımız ne derse o oluyor. Savaşın planını falan hep Feyre kontrol ediyor. Diğerlerinin de güya söz hakkı var gibi yazılmış ama yok. Sadece Feyre. Bizim kedi yavrusu Rhys zaten Feyre'ye hayır demeye korkuyor aman kız kaçmasın diye. Onun dışında yazarın Tamlin'e adaletsiz davrandığını düşünüyorum. Eyvallah bir bedel hak etti ama bu kadar da değildi be yazar... Yazık ettin adama. Kitap ikinci kitap kadar olmasa da bir şekilde aktı gitti. Yan karakterlerin de bolca şişirildiği bir kitaptı bu arada. Amren öyle bir abartıldı ki güya çok güçlü diye, kadının tek yaptığı kitap okumak oldu. Cassian ve Nesta ışığı verdi yazar ama demedi demeyin o ikili olmayacak. Karakterleri asla uyuşmuyor. Zaten yazar ikinci erkeği hikayeye dahil etmeyi seviyor. Bu seri de bitmiş oldu. Okurların bolca abartıp şişirdiği bir
Fantastik
Kanatlar ve Küller SarayıSarah J. Maas · Dex Yayınları · 20183,521 okunma
Rhys ve pasifliği…
8/10
·647 syf.··
2025 13. kitabı
Evet... Gelelim bence bu serinin tek güzel kitabına. Bu kitabı benim için en güzel kılan şeylerden biri Rhys-Feyre ilişkisinin yavaşça işlenmesi oldu. Birbirlerinin eşleri olduklarını biliyoruz ama yazar ikiliyi yazana kadar bizi kıvrandırdı ve kesinlikle bu kıvranma kitabı benim gözümde en çekici kılan detay oldu! Ancak eleştirim yok mu? Elbette var. Yazara çok sorum var keşke karşımda olsa da sorabilsem her şeyi. İlk kitabin sonunda Feyre ölümden dönüyor ve her lordun belli özelliklerini almış bir fey oluyor. Kısacası yazar kızımızın çok güçlü olduğu mesajını veriyor. Peki yazarcım, madem kızımız bu kadar güçlü; söylesene bana dört kitapta elle tutulur neden hiçbir şey yapmadı? Ablası Nesta'nın da güçleri vardı ve onun kitabında Nesta gayet de güçlü tasvir ediliyor ve bunun da altını dolduruyor ama ya Feyre? O kadar gücü var ama hepsi çöp ziyan bence. Yazarımız maalesef güçlü kadın karakter yazarken bunu kanıtlayacak çok az sahne yazmış. Feyre bu kitapta çok güçlüydü kendi başına çok zorlukların üzerinden geldi diyeceksiniz mesela, ve haklısınız da ama hadi biraz mantıklı olalım. Feyre daha yeni feye dönüştü, ne bir savaş deneyimi var ne de güçlerinin farkında. Şimdi bunlar Rhys ile beraberler değil mi, hani Rhys de güya Feyre'ye aşık. O zaman soruyorum Rhys, sen daha feye dönüşeli birkaç ay olan bir kızı nasıl ölümün pençelerine kolayca atarsın? Feyre kendi başının çaresine bakabilir diyenler olacaktır tamam arkadaşlar baksın tabii de bunun bir öğrenme süreci olur değil mi? Kızımız dersler alır, güçlenir öyle başının çaresine bakar. Ama her ne hikmetse Feyre Gece Sarayına geldiği andan itibaren her türlü zorlu görevi başarıyla üstleniyor. Aşkından ölen Rhys de kızımızla gurur duyuyor. Klişe. Resmen boş bir feminizm anlatımı olmuş. Ben güçlü karakter severim de
Roman
Sis ve Öfke SarayıSarah J. Maas · Dex Yayınları · 20204,677 okunma