Gelelim serinin ikinci kitabına...
Benim için çokça hayal kırıklığı ile dolu olan bir kitap oldu. Hani ben kitaplarda çoğu şeyde taviz veren biriyimdir, olsun der geçerim ama bu kitap istisna oldu. Resmen Aiden'ın toksikliği beni yedi bitirdi. (Hala onu seviyorum...)
İlk kitabın sonunda Elsa, Silver ve Jonathan'ın konuşmasına şahit olduktan sonra biri tarafından havuza itilip boğulma tehlikesi geçiriyor. Gözünü hastanede açtığında Aiden'a "Bana gerçekten ihanet ettin mi?" diye haklı olarak soruyor. Siz de Aiden'ın hayır dediğini ya da kendini affettirmeye çalıştığını düşünüyorsunuz değil mi? Yanılıyorsunuz. Pişkince yaptığını kabul ediyor ve kızın da peşini asla bırakmıyor. Saplantılı bir aşık, aşık yazarken ellerim titredi de neyse. Peki bizim akıllı kızımız ne yapıyor dersiniz? Affediyor mu? Ah ilerleyen zamanlarda evet ama yüce gönüllülük gösterip(!) başlarda sadece biraz tavır alıyor. Altını çizerim biraz. Ya kızım adam senin ilklerini aldı, seni kullandı ve tek yaptığın biraz tavır almak oldu! Zaten uzaklaşmayı denediği anda Aiden delisi kızın dibinde bitiyordu.
Kitapta belki de beni ilk defa rahatsız eden bir şey oldu. Elsa her konuşmayı denediğinde, bunu gerçekten yaptı, ya da kaçmayı ve geçmişiyle alakalı cevaplar aradığında Aiden kızı manipüle etmekle kalmayıp konuşmaların hepsini yatakta bitirdi. Bakın ben smut okumaktan rahatsız olmam, zaten dark romance boşuna okumuyoruz ama beni rahatsız etti ilk defa. Aiden resmen Elsa'yı susturmak için kızla ha bire ilişkiye girdi. Normalde dark romance'larda kurgu ve smut arasında bir denge olmalı. Bazen biri diğerine baskın gelebilir ama denge çok önemli. Bu kitapta o denge yoktu ve ilişki de çok sağlıksız olunca insanı kitaptan soğuttu. Neredeyse hep smut okuduk.
Kitapta Elsa geçmişini hatırlamaya başlıyor. Bu