"Ben Arcan; hayatımın hiçbir döneminde paraya gerekli önemi göstermedim.
Sıradan yaşadım, sıradan anlamaya çalıştım hayatı.
Ben Arcan; maaş günüm geldiğinde altılı yapmak için ganyan bayisine koşardım.
Emeklilerin kıraathanesine gider, zift gibi iki bardak çay içerdim tadını beğenmesem bile.
Ardından çift katlı otobüse atlar, doğru Kadıköy’e sahile giderdim.
Param fazla gitmesin diye Tekel’den alırdım biralarımı, dışarıda içmezdim.
Eğer o gün kendimi şımartmak istiyorsam çam fıstığı ve fındık alırdım biraların yanına.
İçip içip sarhoş olurdum. Taksiye para vermemek için ise, bir o kadar da ayık!
Hiç kimseyle kolay kolay arkadaş olmazdım, zaman ilerledikçe masalarına oturdukça insanların beni görmediklerini fark ettim.
Etrafım bir cenaze kadar kalabalık ama bir o kadar da ben yalnızdım.
İnsanların yanında oturduğum küçük taburede ben yoktum!
Fikirleriminin bir önemi yoktu. Duruşum, bir anlam ifade etmiyordu.
Aramızda büyük, kocaman bir duvar vardı. O duvarı ören usta bendim.
Ben Arcan; Onların gözünde sadece Arcan değildim.
Bir gün II. Leopold, bir gün Mengele, bir gün Kabil’de Bacha Bazi, bir gün Anadolu’da beşik kerte. Bir gün Ruandada’yım, bir gün Fransa’da Notre Dame Katadralde.
Bir gün içinizde ki şeytan, bir gün iki omuzunda iki melek.
Bir gün Piç, her zaman hiç…