Sabahın Üçü, baba–oğul ilişkisini derin ve duygusal bir şekilde ele alan, insanın içini sessizce sızlatan bir kitap. Hikâyede baba ve oğlun yolları, bir hastalık sayesinde kesişiyor; aslında yıllarca kurulamayan bağın kurulması için hayat onlara geç kalmış bir fırsat sunuyor. Toplumun çizdiği sınırlar, suskunluklar ve ertelenmiş duygular yüzünden birbirini tanıma şansı bulamayan bir çocuğun hikâyesi okuru en çok etkileyen yönlerden biri.
Kitapta beni en çok sarsan anlardan biri, çocuğun babasının yüzündeki bir detayı ancak çok sonra fark etmesiydi. İnsan, aslında ne kadar çok anı biriktirebilecekken bunun çocukluktan itibaren ertelenmiş olmasının ağırlığını hissediyor. Paylaşılabilecek yılların sessizce kaybolmuş olması, hikâyeye derin bir hüzün katıyor.
Yazar, geç kalınmış sevgiyi ve kurulmaya çalışılan bağı sade ama etkileyici bir anlatımla aktarmış. Tam birbirlerini bulmuş, birbirlerini tanımaya başlamışken hikâyenin beklenmedik sonu insanı hazırlıksız yakalıyor. Birbirlerini bu kadar geç bulmuşken bu bağı sürdürememeleri, kitabın en acı tarafıydı.
Sabahın Üçü, insanın sevdikleriyle kurduğu ilişkileri ertelemenin ne kadar büyük bir kayıp olabileceğini hatırlatan bir hikaye