Murtaza Mutahhari’nin Fıtrat adlı eseri, aslında insanın kendi içine yaptığı en derin ve en samimi yolculuklardan biridir. Mutahhari bu kitabında, "Biz kimiz ve neden buradayız?" gibi kadim sorulara teknik bir felsefeden ziyade, yüreğe dokunan bir mantıkla cevap arar.
Mutahhari, fıtratı insanın üzerine kodlanmış bir "yazılım" ya da "iç pusula" gibi tarif eder. Kitabın ana fikri şudur: İnsan dünyaya boş bir levha olarak gelmez; aksine, doğuştan getirdiği, onu iyiye, güzele ve hakikate yönlendiren özel bir donanımı vardır. Yazar, fıtratı "hayvani içgüdülerden" ayırır; ona göre içgüdü hayatta kalmamızı sağlar, fıtrat ise bizi insan kılar.
Mutahhari’nin tahlilindeki en çarpıcı noktalardan biri de "kendine yabancılaşma" konusudur. Modern insan, dış dünyayı keşfederken kendi fıtratını unutmuş durumdadır. Yazar, insanın sadece maddi ihtiyaçlarını karşılayarak mutlu olamayacağını, çünkü ruhunun "fıtri" gıdasının maneviyat olduğunu savunur. Eğer bu pusula bozulursa, insan ne kadar zengin ya da bilgili olursa olsun bir "boşluk" hissiyle yaşar.
Mutahhari, fıtrat meselesini anlatırken sadece dini metinlere sığınmaz. Batılı filozofların (Kant, Descartes, Spencer gibi) görüşlerini de masaya yatırır. Onlarla bir dost meclisindeymiş gibi tartışır; eksik gördüğü yerleri nazikçe düzeltir, hak verdiği yerleri ise selamlar. Bu da kitabı sadece bir "ilahiyat kitabı" olmaktan çıkarıp evrensel bir insanlık dersine dönüştürür.