-bizi unutmayacaktır her bey değişiminde her üye seçiminde her çocuk ölümünde her sayfa açışta her kitap yayınlanışında her kitap yakışında her sürü dönüşünde bizi ansıyacaktır her su kuruyuşunda her açlıkta her vebada her şimşek çakışında katedrali uğuldatan gök gürültüsünde mermer yaran depremde bizi ansıyacaktır her define buluşunda bizi unutsa da yeraltından her levha çıkışında bizi hatırlayacaktır Sezai Karakoç
Şiir
( MARMARA DENİZ SURLARI, KAPILAR VE SAVUNMA KULELERİ.) Bir zamanlar 36 kapısı ve 103 kulesi olan Propontis (Marmara) üzerindeki Deniz Duvarı, Mermer Kule'den Aziz Barbara Kapısı'na (artık mevcut değil, Sarayburnu civarında) kadar yaklaşık 8,5 kilometre uzunluğundaydı. Kara duvarının tamamlanmasının ardından, Vali Cyrus Panopolites 439 yılında Marmara boyunca duvarlar inşa etti. Notitia Urbis Constantinopolitanae'de bahsedilen 5. yüzyıldan kalma Marina Evi ( Domum nobilissimae Marinae ), 27. Kule yakınlarındaki kemerli açıklıklardan da anlaşıldığı üzere, Marmara Duvarı'nın bir parçası olarak günümüze kadar ulaşmıştır. Birkaç mimari evreye sahip olan Boukoleon Sarayı da Marmara Duvarı boyunca yer almaktadır. Marmara Duvarı, depremler ve fırtınalar nedeniyle sık sık onarıma ihtiyaç duyuyordu ve bu durum genellikle yazıtlarla anılıyordu. 447 yılında meydana gelen bir depremin ardından, vali Constantinus duvarı onardı. Yenikapı'da kayıp bir yazıtta anlatıldığı gibi. Muhtemelen 557/558 depreminde tekrar hasar görmüştür. Marmara surları, 717'deki ikinci Arap saldırısına hazırlık olarak II. Anastasius tarafından güçlendirilmiştir. 764'te bir buzdağı Mangana çevresindeki surların bir bölümüne zarar vermiştir. Araplardan gelen sürekli tehditler ve gaspçı Thomas'ın 821-823 yılları arasında şehri kuşatması, muhtemelen Teofilus'u (829-842) Marmara surlarını genişletmeye yöneltmiştir. Çok sayıda yazıtta belirtildiği gibi, onun döneminde akropolün etrafına birkaç kule inşa edilmiştir. Surların onarımı III. Mihail'in (842-867) saltanatı boyunca devam etmiştir. Kontoskalion Limanı'ndaki bir kulede bulunan kayıp bir yazıta göre, Marmara surlarının bazı bölümleri VI. Leo'nun (886-912) saltanatı sırasında onarılmıştır. 16 numaralı kuledeki bir yazıtta VI. Leo ve kardeşi İskender'in
Reklam
Yetişkin olduğunuzda ne olacağınızın, büyük bir ölçüde çocukluk koşullarınıza bağlı olduğunu söylerdim.. Bu insan nedir sorusuna en etkili cevaplardan biri bence. Biyolojik tarafı evrimsel ya da yaradılışçı görüşü ayrı kültürün /toplumun yarattığı tarafı ayrı... Doğduğunda (aslında anne karnında 5.aydan sonra) boş bir levha olan zihnin için herhangi bir çizik ve bütün bunlar yetişkin olduğunda kendi deneyimlerini de katarak bi tablo.. bi renkler cümbüşü yaratır... ki bu da aslında ilk seni, sen yaratmadın demek oluyor, benliğini ben yapan şey çocukluk zamanında karar verildi çünkü : Et ve kemik doğadan Zihnin yapısı kültür ve toplumdan... Bana göre Bana göre....
Duygu ve Düşünce
Çehremize çarpan o kaskatı levha, o keskin ustura... Adına muvacehe diyorlar; Cürmümüzü bir panayır yerinde kâğıda dökmekmiş.. Ne oldu! Bir tufandır ezelinde gözlerinin.. Can, evinden mi vuruldu yoksa? vurulsun! Soğuyan bir cesettir artık o.. bu can pazarına verilen bir kurbandır o.. Soruyorum, solgun merhemlerle büyütülmüş bir kalbin.. Hangi dizesi tutunabilmiş ki arzın sathına.. Söyle"öylece kalsaydım, öylesine dursaydım" diyorsun, Sığınaklar devşiriyorsun göğsüne; Kelimelerin ardından, kadife gölgelerin altından... Hayır! Duramazdin öylece, kalmazdın, saklanamazdın. Hatırlasana hakikati aramaktı senin yazgın Hakikat ki, toprağın altında gün sayan hırslı bir tohumdur, Duvarları çatlatacak kadar hoyrat, Seni o saklandığın karanlık dehlizden, O tefessüh etmiş kalbinden yarıp çıkaracak kadar adildir , amansızdır. Söyle, haykır, yaşamak mi denir buna? Bir kuytu köşede, sinmiş sessizce, öylesine göz gezdirmeye Bir vitrin maketi gibi nefessiz, Bir mermer sütun gibi dilsiz, tepkisiz, Acıyı hissetmeden, etini kanatmadan.. Yaşanır mı? Soruyorum bu çürümüş, bu pörsümüş sahte cennetlerde, Anlamadan ve anlaşılmadan,geçen bir ömür, Yaşamak mıdır, yoksa yaşama öykünmek mi?
Günaydın
Mezar Steli. Devlet Su İşleri tarafından yapılan dere ıslahı çalışmaları sırasında, İzmir’in Menemen İlçesi Buruncuk ve Haykıran Köyleri arasında Gediz Nehri üzerinde bulunanmermer mezar steli.. Buluntunun İzmir Müzesi Müdürlüğü’ne bildirilmesi sonucu, mermer mezar hemen koruma altına alındı ve uzmanlarca incelenmeye başlandı, yapılan inceleme sonucunda ortaya çıkarılan mezar stelinin, Geç Hellenistik Döneme ait olduğu tespit edildi. Mezar taşı olarak kullanıldıklarında mezar sahibinin toplumdaki yerini ve mesleğini yansıtan kabartma ya da resimlerle bezenmişlerdir. Yekpare bir taştan ibaret yapılara verilen isimdir. Mezar taşı. Yüksekliği eninden uzun, dik bir biçimde zemine yerleştirilen taştan levhaya verilen addır. Her çağda ve her bölgede ayrı tip özellikler gösterirler. Stel kabartmaları ölüyü tanıtan sahneler gösteririler. Çoğunlukla üzerinde yazıt vardır. Bunların yardımıyla geçmişte yaşamış insanları, onların kültür ve gelenekleri, ekonomik yaşamları hakkında bilgiler edinebiliyoruz. Mezar stelleri, mezar başlarına veya üzerine dikilen ya da yatırılınca uzunca dikdörtgen levha ya da blok şeklindeki taşlar olarak tanımlanmaktadır. Stellerin en önemli özelliği; eski devirlerde yaşamış insanların kültürel sosyal ve hatta ekonomik yaşamlarını öğrenmeyi sağlamasıdır. Geçmişi anlatan bu sessiz şahitler, ebediyetin derinliklerine göç etmiş nice öyküleri içerisinde barındırarak geçmişe tanıklık eden anıtlardır. Derleyen Arthistory Saliha Ünal
'Mezarlık duvarında üzeri beceriksizce yazılmış bir levha vardı.'Tanrı görür .Zaman kaçar.Ölüm kovalar.Sonsuzluk bekler.
Reklam
Reklam