Çehremize çarpan o kaskatı levha, o keskin ustura...
Adına muvacehe diyorlar;
Cürmümüzü bir panayır yerinde kâğıda dökmekmiş..
Ne oldu! Bir tufandır ezelinde gözlerinin..
Can, evinden mi vuruldu yoksa? vurulsun!
Soğuyan bir cesettir artık o.. bu can pazarına verilen bir kurbandır o..
Soruyorum, solgun merhemlerle büyütülmüş bir kalbin..
Hangi dizesi tutunabilmiş ki arzın sathına..
Söyle"öylece kalsaydım, öylesine dursaydım" diyorsun,
Sığınaklar devşiriyorsun göğsüne;
Kelimelerin ardından, kadife gölgelerin altından...
Hayır!
Duramazdin öylece, kalmazdın, saklanamazdın.
Hatırlasana hakikati aramaktı senin yazgın
Hakikat ki, toprağın altında gün sayan hırslı bir tohumdur,
Duvarları çatlatacak kadar hoyrat,
Seni o saklandığın karanlık dehlizden,
O tefessüh etmiş kalbinden yarıp çıkaracak kadar adildir , amansızdır.
Söyle, haykır, yaşamak mi denir buna?
Bir kuytu köşede, sinmiş sessizce, öylesine göz gezdirmeye
Bir vitrin maketi gibi nefessiz,
Bir mermer sütun gibi dilsiz, tepkisiz,
Acıyı hissetmeden, etini kanatmadan..
Yaşanır mı?
Soruyorum bu çürümüş, bu pörsümüş sahte cennetlerde,
Anlamadan ve anlaşılmadan,geçen bir ömür,
Yaşamak mıdır, yoksa yaşama öykünmek mi?