Yüce Rabb'imizin bu emrine uyarak, Rasülüllah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yaptığı gibi, namazda Fatiha'dan sonra ya uzunca bir âyet veya uzun ya da kısa bir sure okumak gerekir. Okunacak surelerin seçiminde, musalli, kolayına geleni tercih etme hakkına sahiptir. Ancak, Rasûl-i Ekrem -aleyhisselam-'ın yaptığı gibi; sabah ve öğle namazlarında uzun, ikindi ve yatsı namazlarında orta, akşam namazlarında ise bazan kısa, bazan da uzun sureler okumak şüphesiz daha efdaldir. Yine onun uy-gulamasını örnek alarak; sabah namazında Kâf ve Rūm, Tekvîr, Zilzal, Felak ve Nâs, Mü'minûn (Cuma sabahları Secde ve İn-san) surelerini, öğle namazında bazan Secde, bazan da A'lâ ve Leyl ile Bürûc ve Târık surelerini, ikindi namazında öğle kıräetinin yarısı veya tamamı kadar, akşam namazında A'raf, Tûr veya Mürselât, bazan Sâffât ve Duhân, A'lâ ve Tîn, Felak ve Nâs sureleri ile kısa sureleri (ancak akşam namazında devamlı kısa sureler okumak hoş görülmemiştir), yatsı namazında ise Tîn, Şems, A'lâ, Leyl ve benzeri sureleri okumak daha uygun ve sünnete muvafıktır.
Sayfa 107·Kitabı okudu
Fatiha 1.Bölüm
EUZUBİLLAHİMİNEŞŞEYTANİRRACİM BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM Elhamdulillahi rabbil âlemin esselatu vesselamu aleyke ya seyyidel evveline vel ahirin ve ila cemiil enbiyayi vel murselin ve ila cemiil evliyayi vel hamdulillahi rabbil âlemin. Kovulmuş, taşlanmış şeytandan rahman ve rahim olan Allah’a sığınırız. Daha önce rabbimizi isimlerinden tanıyalım, sevilmeye neden layık olduğunu bilelim ve onu, onun muamelesini sevelim diye sohbetlerimizi yapmıştık. Şimdi de hep beraber Fatiha Suresi’ni Kur’an’ın özü olarak nasıl anlayabileceğimizi, Fatiha’yı anlamasak olur mu, Fatiha’nın bize ne kazandıracağını, Fatiha’nın kulluğumuzdaki yerinin ne olduğunu öğrenmeye, anlamaya çalışacağız inşallah. Biri; “bismillahirrahmanirrahim” dediğinde; “benim rabbim rahman ve rahimdir, bana karşı merhamet sahibidir. Bana yaptığı muameleler rahmetinin eseridir, rahmetinin sonucudur. Beni yaratan, seven, rahmetiyle bana muamele eden odur. Allah bana nasıl bir muamelede bulunursa bulunsun, onun muamelesi güzeldir, ben onun muamelesini beğeniyor, kabul ediyorum; çünkü o benim rabbimdir” demiş olur. El hamdu lillâhi rabbil âlemîn:(Fatiha /1) “Hamd, övme ve övülme âlemlerin rabbi olan Allah içindir.” Bu ayeti namazda Allah’a söyler, dua olarak okuruz. Namazda bu ayeti okuduğumuzda; “ya rabbi! Hamd, övme ve övülme senin içindir, sana layıktır. Övgüye layık olan sensin, ben de seni övüyorum ya rabbi! Sen bana nasıl bir muamelede bulunursan bulun, ben seni överim; çünkü senin her işin övgüye layıktır. Bütün kâinatta ve varlıkta her ne varsa hepsini kâmil olarak, eksiksiz ve noksansız olarak yaratmışsın, bana da kâmil insan olayım diye dünya sahnesinde bir hayat tanımışsın. Sen bana nasıl bir muamelede bulunursan bulun, senin o muamelen hamda, övülmeye layıktır; yani güzeldir, benim kazanabilmem için en
Sayfa 155·Kitabı okuyor
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Evet, mâliki yevmid dîn; Allah din gününün, Kıyamet gününün sahibidir, hüküm onundur. Allah ayet-i kerimede; “bugün mülk kimindir? -(Bugün mülk) Vahid ve kahhar olan Allah’ındır”(Mu’min /16) buyurur. Allah bu hitabı kıyamet yerindekilerine yapar. Bununla ilgili olarak da Resulullah (s.a.v.) Efendimiz; “o gün herkes diz üstü çökmüştür, hiç kimse kendisinde ayağa kalkma gücü bulamaz. Hiç kimse cevap verecek güçte değildir, kimse konuşamaz” buyurmuştur. Kim, Allah’ın mülkünde herhangi bir şeye sahip çıkıp; “bu benimdir” der, kendini Allah’tan bağımsız bir varlık olarak görürse Allah onu kahreder; yani Allah, kulun o sahip çıktığı şeyi ondan alır ve onu kahreder. Sorulsa herkes; “her şey Allah’ındır, biz de Allah’ınız” der; ama biri her şeyin sahibinin Allah olduğunu bilerek yaşamazsa, kendisine emanet edilen şeyi Allah’a teslim etmezse, Allah’ın istediği, sevdiği, beğendiği yerde onu kullanmaz, yürütmezse istediği kadar diliyle “her şey Allah’ındır” desin yalan söylemiştir. Zaten böyle birinin münafıklığı onun üzerinden “ben münafığım” diye bağırır. Hayatını Allah yolunda sarf etmek demek; her şeyi kendi hesabına Allah’a emanet etmek demektir. Allah ayet-i kerimede; “Kıyamet günü Allah’ın rızasını gözeterek yaptığınız şeyler dışında hiçbir işiniz şükrana layık değildir”(Leyl /19-20) buyurur. Sadece Allah’ın rızasını gözeterek yaptığınız şeyler Allah’ın şükranına layıktır; yani Allah onlara teşekkür eder. “Rabbim bunu böyle seviyor, rabbim bundan razıdır, ben de onun razı olduğu gibi yapayım” dediğimizde Allah’ın rızasını gözetmiş oluruz. Allah bunun dışında hiçbir şeyi bizden kabul etmez. Kıldığımız namaz, tutuğumuz oruç, kısacası bütün ibadetlerimiz ve davranışlarımız bunun içindedir.
Sayfa 164·Kitabı okuyor
Gerçekten Allah Resûlü'nün ashabı: "Ruhbanü'l leyl, fursanü'n-nehâr’dı." Yani gecenin ruhbanı, abidi; gündüzün fursanı/mücahidi idi. Ancak gecede abid olanın gündüz mücahidliğinin bir anlamı olabilirdi. Çünkü gecesini ihya edemeyenler, gündüzlerini inşa edemezlerdi.
Sayfa 111·Kitabı okudu
Din
Aşk-ı mecâz hakîkate köprüdür.
Aşk-ı mecâz hakîkate köprüdür. Bir insan sevebilmeli. Neyi? Neyi olursa olsun. İnsan olsun, hayvan olsun, çiçek olsun. O sevgi seni hakikate götürebilir, köprü çünkü. Bir çiçeği sevdin, peki bunun sâhibi kim, yaratıcısı? Seni oraya götürür o çicek. Hayvan da öyle, insan da öyle. İşte Mecnûn diyor ya 'Leylâ Leylâ derken' Vaktâ ki vuslât, 'aa' diyor Mecnûn 'Ben seni değil, senin perdenin arkasındakine meğer işık olmuşum.' Siliniveriyor, illâ Mevlâ'nın aşkı kalpte tulû ediyor. Leylå Leylâ derken Mevlâ'yı buluyor. Mecâz-ı aşk hakîkat-i aşka kóprü oluyor. (Şimdi birinle dertleştik. Evdekilerden şikâyetçi. Eşinden evlâdından. Hak dost gayrısı yok dedim. Doğru dedi. Heh, bunu kafaya koy. Eger sevilecek bir şey varsa, mecâz olan aşk neyse o seninle beraber gitmiyor azîzim ebediyete. Oyle bir şey sev ki o senden ayrılmasın ebeden. Hakîkat-i aşk o. Işte o da Allah sevgisi. Gözümüz görmüyor ama nişânesi bütün kâinâtı sarmış.
Sayfa 193·Kitabı okudu
Din
Bir Hayat İnşası: Kur’an-ı Kerim’in Kalbine Yolculuk
Kur’an, sadece bir "kitap" değil; insanın kainattaki garipliğini gideren, ona kim olduğunu, nereden gelip nereye gittiğini hatırlatan ezelî bir hitaptır. Kapağını açtığınız an, aslında kendi iç dünyanızın kapılarını aralarsınız. 114 sure, 114 ayrı kapı; her biri farklı bir yaraya merhem, her biri farklı bir karanlığa ışıktır. 1. Varlığın ve İradenin İnşası (Temel Sureler) Bu bölüm, insanın karakterini ve hayata bakışını şekillendiren sarsılmaz bir temel atar: Fâtiha: Hayata "Hamd" ile başlamanın adıdır. Eksikliğini fark edip, en Yüce Kapı’dan yardım isteme asaletidir. Bakara: Hayatın bir "mücadele" olduğunu anlatır. Sabır ve namazla direnmenin, ilahi takdire güvenmenin sükunetini aşılar. Âl-i İmrân: "Gevşemeyin, üzülmeyin" der. İnancın en büyük güç olduğunu, toplumsal birliğin rahmetini fısıldar. Nisâ: Adaletin, özellikle zayıfların ve emanetlerin (yetimler, kadınlar) hukukunu korumanın kutsallığını öğretir. Mâide: Ahde vefanın, sözünde durmanın ve helal dairesinde yaşamanın zarafetidir. En’âm: Kainattaki her zerrede Allah’ın izini sürmeyi, tevhidin o muazzam mantığını zihne nakşeder. 2. Ruhun Fırtınalarına Liman (Teselli ve Hikmet Sureleri) Hayatın iniş çıkışlarında, kalbin daraldığı anlarda bu sureler birer manevi nefes gibidir: A’râf: İnsanın yaratılış serüvenini ve kibrin (İblis) insanı nasıl aşağı çektiğini anlatarak bir "uyanış" sağlar. Enfâl: Gerçek zaferin sayıca üstünlükle değil, kalbi bir güven ve Allah’ın yardımıyla geldiğini müjdeler.