Atatürk nedir? Kimdir demiyorum, nedir diyorum? Kaç tane Atatürk var? Atatürkçüyüz diyen milliyetçisi hatta ırkçısı da var, sosyalisti/ solcusu/ komünisti de. Hatta dinci kesimde de çok var. Feministi de var, liberali de. Ülkemizde komünist tehlike olmasın diye sahte bir komünist parti kurdurmuş bir lider mesela komünizme/sosyalizme yakın olabilir mi? Ve orada hain denilen Çerkez Ethem de parti kurucularından. Kadın dernekleri kapattırılmış mesela, feministler bu duruma bir şey diyor mu? Din düşmanı diyenler için Sofya'da askeri ateşemiliter iken harcamaları arasında seccade , Kur'an satın alması da var, dindarlar bir şey diyor mu? Bence Atatürk, asker olarak da devlet adamı olarak da o günler için elinden geleni yapmaya çalışmış, ülkesini, halkını seven bir kurucu lider. Onu sağa sola çekip kendi açınızdan şekillendirmek ona zarar veriyor. O da bir insan ve illa hataları da olur, olmaması imkansız. Geçtin ki beni anlamak demek fikrilerimi anlamak demek diyor. Bu yüzden Atatürk kimdir diye başlamadım nedir diye başladım. Yaptığı yararlı işleri görmezden gelmek de, yaptıklarını değerlendirmek de, bazı işlerini eleştirmek de normal. Haa eleştirme lafına takılıp vay sen kimsin de veya biz kimiz de onu eleştirebiliriz derseniz, Atatürk insan olmaktan çıkar, dogmatik, skolastik, Tanrısal bir şahsiyet olur ki bu da Atatürk'ün beni aşın sözlerine ters düşer.
LİBERALİN KOYUNU, SONRA ÇIKAR OYUNU!..
Bediüzzaman Said Nursî'nin Kastamonu Lâhikası'ndan: "Bu asırdaki ehl-i İslâm'ın fevkalâde saf derûnluğu ve dehşetli cânileri de âlicenâbâne affetmesi; ve bir tek haseneyi, binler seyyiatı işleyen ve binler mânevî ve maddî hukuk-u ibâdı mahveden adamdan görse, ona bir nev'i taraftar çıkmasıdır. Bu sûretle, ekall-i kalîl olan ehl-i dalâlet ve tuğyan, safdil taraftarla ekseriyet teşkil ederek, ekseriyetin hatâsına terettüp eden musibet-i âmmenin devamına ve idamesine, belki teşdidine kader-i İlâhiyeye fetva verirler; "Biz buna müstehakız" derler." Hele maşaallah. Yüzbin maşaallah. Diyarbakırlı kardeşlerimin gözlerinden öpmüşüm. Yiğitçe bir iş etmişler. Müslüman oğlu Müslüman Kürdistan'ı (kastettiğim devlet değil bölge) LPG'ci, estağfirullah, LGBT'cilerin "dans etkinliği" ile kirletmemişler. Dindâr cedlerine yakışır bir tavır sergilemişler. Tekbirlerle hepsini dehdehlemişler. O toprakların ulu büyüklerinin ruhaniyetine tebessüm ettirmişler. Elhamdülillah. Barekallah. Tekrar bin maşaallah. Zaten, öyledir, Müslüman Ömer'leşti mi İblis bile onu görünce yolunu değiştirmeye başlar. Bak şimdi, anlatınca, gözlerinden öpmek de az geldi. Ben onların ellerinden de öpmüşüm. Öyle sayın kârilerim. Zira bu zamanda hamiyet-i diniyesiyle böyle celâdetli işler yapan gençler Allah'a pek yakındır. Bu vesileyle yaptığım evhamlardan birisini de sizinle paylaşmak isterim. Efendim, bu diyeceğim, Ebubekir Sifil Hoca'nın kitaplarında-beyânlarında çok dikkat çektiği bir şeydir. 28 Şubat sürecinde yutulan bir zokaya dâirdir. Özetlemeye çalışayım: 28 Şubat'ta solcuların hepsi bir kalem tavır sergilememiştir. Ya? İçlerinden az bir kısmı, özellikle liberal kesim, mütesettir Müslümanların yanında durmuştur. Mağduriyetlerini izhâr eden yazılar yazmıştır. Beyânatlarda bulunmuştur. Evet. Allah hepsine hidâyet versin. **Ne
Liberal görmek istemiyorum
Reklam
Stendhal, Souvenirs d'égotisme, 1832
Hiçbir şeye karşı tutkusu veya yatkınlığı olmayan şövalye, kendi kendine eziyet ediyordu: Uzun süre, tıpkı bir İngiliz gibi, günde on sekiz saat çalışarak ressam, müzisyen, metafizikçi, kim bilir ne olmaya çalıştı? Bu eğitim, mantığı engellemek için tasarlanmış gibiydi. Bir arkadaşım, penceresinden bu yakışıklı genç adamın sabah beşte başlayıp akşam beşe kadar resim yaptığını ve akşamları da kitap okuduğunu izlemişti. Bu korkunç çalışmalardan sonra, Şövalye mükemmel piyano eşliği sanatını ve Rossini'nin abartılı ve gösterişli tavırlarına tamamen kapılmayacak kadar sağduyu ve iyi müzik zevkini korumuştu. Ne zaman mantık yürütmeye çalışsa, sahte entelektüellikle yüklenmiş bu zayıf zihin, en komik saçmalıklara düşerdi. Özellikle siyasete meraklıydı. Ayrıca, 1821'den 1830'a kadar Paris'in liberal salonlarını dolduran İtalyan liberali veya Carbonaro'dan daha şiirsel ve daha absürt bir şey tanımadım.
Alıntı
Yazarın İslâmcı'sı, komünisti, milliyetçisi emperyalisti, liberali falan olmaz bence.. Bu sıfatlarla bağlı ve sınırlı bir yazar, bence sadece sınırlı şeyler yazar.
Çağımızın laneti
insanlığın, yerleşik hayata geçişini sağlayan tarım devrimi'nden sonra başlayan ve yaklaşık on üç bin yıl süren tarihinde; teknolojik, siyasal, sosyal, ekonomik ve sağlık alanlarındaki ilerleme yavaş, birikimli ve genellikle doğrusal bir seyir izledi. tekerleğin icadı, yazının icadı veya piramitler gibi mimari harikaların ortaya çıkışı gibi adımlar arasında binlerce yıl geçmiş ve nesiller boyu yaşam standartları ile teknoloji temel düzeyde aynı kalmıştır. ancak bu uzun ve öngörülebilir ilerleme çizgisi, son iki yüz yıllık periyotta, özellikle sanayi devrimi'nin buhar ve makine gücüyle ateşlediği bilimsel ve teknolojik devrimlerle birlikte kökünden kırılmıştır. bu kısa zaman zarfında insanlık; at arabasından ses hızını aşan jet uçaklarına ve uzay mekiklerine, bir bilginin at sırtında haftalarca taşınmasından aynı bilginin internet aracılığıyla saniyeler içinde küresel olarak yayılmasına, basit bir enfeksiyon karşısındaki çaresizlikten antibiyotikler, aşılar ve genetik mühendisliği sayesinde ortalama yaşam süresini ikiye katlamaya uzanan akıl almaz bir sıçrama yaşamıştır. sadece tek bir insanın ömrü içerisinde telgraftan telefona, radyodan televizyona, oradan da cebimize sığan ve tüm dünya bilgisine erişim sağlayan yapay zeka destekli bilgisayarlara geçilmiştir. dolayısıyla bu yeni dönemde gelişim, artık birikimli değil, katlanarak artan `(eksponansiyel)` bir karaktere bürünmüş ve sadece 200 yılda medeniyetin sosyal, ekonomik ve kültürel çehresini, önceki on binlerce yılda olduğundan çok daha radikal şekilde ve olağanüstü bir hızla tamamen değiştirmiştir. bahsettiğimiz bu "sadece 200 yıl" tabirini daha net anlatmak gerekirse ve insanlık tarihini 100 yıllık bir periyot olarak düşünürsek, sadece son 1.5 yıldır yaşamış/yaşayan insanlar, atalarının yaşamından oldukça
Hafızalarımızı yoklayarak Özal dönemini özetlemeye çalışırsak; 1) Faíz kazancına "Nema" adı verilerek, yaygın hale getirildi. 2) Faizcilik teşvik edilerek her köşe başında, milleti dolandıran bankerler türetildi. 3) Kazı kazan, loto vs. gibi yeni kumar düzenleri eskilerine eklenerek, her köşe başında halk kumara teşvik edildi. 4) İhracatı teşvik ediyorum diye, naylon ihracatlarla devletten haksız kdv iadesi alma olayları skandal boyutuna çıktı. 5) TV kanalları teşvik edilerek, toplumun ahlak ve aile yapısı berhava edildi. 6) "Benim memurum işini bilir” espirisi ile devlet bürokrasisinin kılcal damarlarına kadar sızan rüşvet illeti adeta teşvik edildi. 7) İthalat alabildiğine libere edilerek, yatırımcı kösteklendi. Bütün pazarları yabancı ülke ürünleri adeta işgal etti. 8) En mühimi, Batının menfaatleri yeniden garanti altına alındı. Irak işgal planının ilk hamlesi olan "Körfez Savaşı" bu dönemde başlatıldı. Bütün üsler Amerika'nın emrine tahsis edildi. İncirlik üssü, yıllarca PKK'ya yataklık yaptığı halde “ÇEVİK GÜÇ" tabir edilen ABD'nin kayıtsız şartsız emrine verildi. 9) Kız İmam Hatip Liseleri kapatılarak kız, erkek karışık sınıflar oluşturuldu.

Enes

@enesbir
·
İşte bu noktada Batı ile Turgut Özal'ın çizgileri üst üste geliyordu. Turgut Özal kendi mantalitesi için ANAP'da görev aldı. Batı ise kendi hesapla-rına en uygun çözüm getirdiği için ANAP'ı bütün gücü ile destekledi. Neti-cede, Özal hükümeti döneminde bir bakanlığın müsteşarlığını yapan hâlâ bir sağlık biriminin de müdürlüğünü yapan bir kardeşimiz o zamanlar çok çarpıcı bir tespit yapmıştı. "İç ve dış menfaat çetesine %70 hizmet ediyoruz, %30 da ancak Müslüman'a hizmet ediyoruz. Ama yine de bu çeteye yararamıyoruz." Nitekim, memnun olmadıkları bakanları ve kadrolarını ileriki dönemde yine Özal'a değiştirttiyorlardı.
Reklam
Reklam