Tuğba Yavuz Bulut

Tuğba Yavuz Bulut
@lightslibrary
instagram: @av.tugbayavuz
Puan vermedi·95 syf.··
2021 74. kitabı
Prof. Dr. Faruk Erem (1913-1998) hukukçu ve yazar. 1969 yılında Türkiye Barolar Birliği'nin ilk başkanı seçildi. Bir Ceza Avukatının Anıları isimli kitabı basıldığı yıllardan bu yana ilgiyle okunmuş, sahnelenmiş, hem hukukçular hem de sanatçılar ilgisini eksik etmemiş. Hümanist doktrin savunucu olan Faruk Erem hoca, hepimizin bir yerlerden kulağına çarpan şu cümlelerin sahibidir; "Suçluyu kazıyınız altından insan çıkar. Amaç suçludaki insanı değil; insandaki suçluyu yok etmektir! Bana öyle geliyor ki adalet yanıldığını anlayınca geri veremeyeceğini baştan almamalıdır." Meslektaşlarımız ile konuşmalarımızı düşünüyorum, ben daha bu genç yaşımda pek çok hayret uyandırıcı olayı dinledim. Daha hukuk fakültesinde iken başlamıştı, Ceza dersine gelen pek değerli Prof. Dr. Doğan Soyaslan hocamız savcılık yıllarında rastgeldiği ilginç olayları anlatırdı. O yüzden bu kitapta okuduğum her şey ben de hüzün, acıma, merak uyandırdı ama şaşkınlık uyandırmadı.. İnsanımızı okumak, tanımak, en mahrem sırların döküldüğü o mahkeme salonlarına biraz olsun girmek, öfke anlarına şahit olmak... Kitabı değerli kılıyor. Hocanın anlatımı edebi değil ancak bu kitabı edebiyat tarihi açısından değerlendirmiyoruz sonuçta. Beni çok etkileyen, gözlerimi dolduran olaylar okudum. Gerçek hikayeler olduğunu bilmek içinizi acıtıyor evet. Beni en çok etkileyen bir avukat olarak Faruk Erem'in kendi yaptığı bir hatayı açık yüreklilik ile anlatması idi. (itiraf başlıklı bölüm) Babasını öldürdüğü düşünülen Hakkı, ısrarla suçsuz olduğunu söylemektedir ama avukatı dahil kimse inanmamaktadır. Müvekkiline "itiraf et, indirim alırsın" diyerek tavsiyede bulunan Faruk Erem yıllar sonra müvekkilin suçsuz olduğunun ispatlanması ve asıl katilin bulunması ile onu hapishane çıkışı almaya gider, işte o utancını ben de
Hukuk
Bir Ceza Avukatının AnılarıFaruk Erem · Lykeion · 20201,240 okunma
Reklam
Puan vermedi·101 syf.··
2021 81. kitabı
"Sürükleyici, kısa, etkileyici, çok da ağır dili olmayan, hatta okumuyormuş gibi hissedeceğim ama keyif alacağım, hatta ve hatta beynimi gram yormayacağım kitaplar önerseniz...." diyenlere taze taze bir kitap önerisi ve yorumu geldi. Sitem ederek başlayalım bu post'a :) Sizlere Steinbeck'i anlatmayacağım, kitaplarla haşır neşir olan her okurun kendisine yolu düşmüştür sanırım. Dostoyevski'i anlatmak gibi olur bu. Gazap Üzümleri, Cennetin Doğuşu, Fareler ve İnsanlar, İnci... Birinden birini okumuşsunuzdur ya da hemen okuyun. 15 yaşını geçmiş her okura öneririm. Yukarda ironik bir şekilde söylediğim gibi, İnci kitabı okurun aklını hiç yormayan ama kalbine dokunan bir kitap. Kızılderili kari-koca-bebekten oluşan karakterlerimizin yoksulluğu, cahilliği, korkuları anlatılıyor bize. Beyazların hegomanyasi altında ezilen ve açlık hastalık yoksulluk ile yoğrulan bu insanlardan biri, baş karakterimiz Kino dünyanın biricik incisini denizin derinliklerinde buluyor ve böylece umudun türküsü duyulmaya başlıyor kulaklarda. Zenginlik, rahat ve sağlıklı yaşam, evlilik, eğitim düşleyen ve bu düşleri kurmalarını sağlayan inciyi elde eden Kino nelerle karşılaşır bir bilseniz... Bulduğu kocaman inci için tüm yüzler ona güler, kapısından giremediği doktorlar onun ayağına gelir, ikiyüzlü satıcılar onu dolandırmak için birlik olurlar ve daha neler... Umudun türküsü savaşın ve kötülüğün türküsüne dönüşür. Umutlarla başlayan hikaye gerilim, korku ve savaş ile son bulur. Steinbeck'in dramatik kurgularından biri İnci, okuru vicdanından/kalbinden vuruyor sonra uzaktan izliyor sanki. Fareler ve İnsanlar kitabı ile içime işleyen kalemi bu sefer de İnci ile vurdu beni. Çok başarılı, kısa ve öz. Okuyun.
Edebiyat
İnciJohn Steinbeck · Sel Yayıncılık · 202349,9bin okunma
Puan vermedi·210 syf.··
2021 88. kitabı
Kesin İnançlılar, diğer bir deyişle, hayatını kutsal saydığı bir amaç uğruna feda etmeye hazır olan inançlı kişi. Amerikalı yazar Eric Hoffer (1902-1983), kitle hareketlerinin temeli üzerine kaleme aldığı bu kitabında, kitle hareketlerinin maşası olan "kesin inançlı kişinin" nasıl biri olduğunu, neden bu yolu seçtiğini, onu neler beklediğini ve bu kitle hareketlerinin başını-sonunu felsefi-siyasi-psikolojik açılardan ele alıyor. Bu ele alış çoğunlukla siyasi ve dini tarihten örneklerle çeşitlendirilmiş ve sosyolojik açıdan ispatlanmış. Hristiyanlığın ve İslamiyet'in doğuşu, ateizmin doğuşu, Almanya'da Naziler ve Hitler, Japon-Fransız-Amerikan devrimleri, Gandhi, Türkiye ve Atatürk, Rusya Lenin, Stalin ve Troçki, reform ve tarihteki diğer milliyetçilik hareketleri... II.Dünya Savaşı sonrasında 1951 yılında kaleme alınan bu kitap çok geniş bir süreci ele alarak tarihteki neredeyse tüm kitlesel hareketleri anlatıyor. Yazarın kesin inançlı dediği bu kişilerin özellikleri, hüsrana uğramışlıkları ve tutunacak dal aramaları hem psikolojik hem de edebi manada çok güzel anlatılmıştı. Bir psikolog, sosyolog ya da tarihçi bakış açıları ile çok daha etkileyici olacağını düşündüğüm bu kitap benim gibi bu konulara ilgi duyanlar için de inanılmaz güzellikte. Bu tarz bir kitabı 1.5 gün içinde okumuş olmam da ne kadar akıcı ve merak ettiren bir dile sahip olduğunu gösterir diye düşünüyorum. Okurken beni en çok düşündüren kendi inançlarım ve doğrularım oldu, ne kadar iyi yetişmiş olduğumu hissettim (kendimi değil ailemi övüyorum) Bireysel varoluşumu küçük yaşlardan beri önemsedim ama kitlesel hareketlere olan "dozunda" bağlılığımı da hiç kaybetmedim. Pek tabi büyük bir savaş görmeyen nesil olarak gelecek davranışlarım ile ilgili yorumda bulunamam. Bu kitabı hepinizin okumasını ve
İnsan
Kesin İnançlılarEric Hoffer · Olvido Kitap · 20193,720 okunma
Puan vermedi·279 syf.··
2021 89. kitabı
"Bana da sormuş olsalardı, ‘Kapatılan Eskişehir Cezaevi ne olsun ?’ diye, ‘İçi boydan boya aynalarla donatılmış bir müze olsun,’ derdim." Böyle başlıyor sıradışı adam Gündüz Vassaf'ın sıradışı kitabı Cehenneme Övgü. Düşünen, sorgulayan, yanlısı kabullenmeyen, doğruyu süslemeyen, kabına sığmayan, aklını kalemine bağlamış bir adam Gündüz Vassaf. Ben, klişedir ama, geç tanıdığıma çok üzüldüm. Eğer üniversitede okurken kendisini tanımış olsaydım nasıl da heyecanlanırdım tahmin ediyorum, günlerce yurt odamda okurdum, notlar alırdım, yorumlar yapardım. Olsun. Şimdi okudum, yetişkinlik dönemimde beni çok daha farklı yerlerden yakaladı yazar. Vassaf 1946 ABD doğumlu. Zaten Cehenneme Övgü kitabını da ingilizce yazmış. Sırası gelmişken, yazıldığı dile mi aittir kitap? Yani bu kitap Amerikan edebiyatı literatüründe mi yer alır? Türk Edebiyatı mı demeliyiz yoksa? Dil ile mi coğrafya ile mi ayırırız kitapları? Her neyse. Cehenneme Övgü kitabı dünyaya altından bakan bir roman, yerden, çamurdan, çukurdan, kötülükten yukarı bakıyor ve bize bizi anlatıyor. "Gündelik hayatta totalitarizm" Ne demektir totalitarizm? Tanımı: "tüm yetkilerin merkezîleştirildiği, devlete mutlak itaat beklenen, diktatörlükvari yönetim." Vassaf kitabında insanın totaliterleştirdiği her şeyi eleştirmiş, bunu da sen yapıyorsun, şunu da sen yapıyorsun şeklinde adeta suratımıza çarpıyor her şeyi. Ve bir yandan da uyarıyor; aile de totaliterdir, çalıştığın kurum, okuduğun okul, girdiğin market bile totaliterdir diyor, dikkat et! Özgürlüğümüze kasıt var. Şimdi kısa bir olumsuz durumdan bahsedip bitireceğim; yer yer çok tekrara düşüldüğünü ve konunun sıkıcı anlatıldığını düşündüm. Çokça felsefe/sosyoloji okuyan biri olarak tanıdık düşüncelere ve görüşlere geniş yer verilmesi ben de, ben bunu zaten önceden okumuştum
Edebiyat
Cehenneme ÖvgüGündüz Vassaf · İletişim Yayınları · 202512,9bin okunma
Uyanma vakti.
Puan vermedi·192 syf.··
2021 90. kitabı
2004 Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan Elfriede Jelinek’in 1975 yılında yayımlanan romanı; Aşık Kadınlar. Yazıldığı dönem ve sonrasında içerdiği aşırılıklar dolayısıyla tepkiyle karşılanmış, "ironi"ye batırılıp çıkarılmış, aykırı, gülümseten, kızdıran, hak verdiren, hak peşinde koşan, göze sokan bir roman. Ben kara komedi, ironik mizah çok severim ancak böylesini hiç okumamıştım. Aşık Kadınlar, temelde iki kadını anlatıyor; Briggitte ve Paula. Bir bölüm birinin diğer bölüm öbürünün hayatını okuyoruz, bu atlamalar bizi kitaba bağlıyor ve sürükleyicilik yaratıyor. Briggitte, bir sütyen fabrikası işçisidir ve Heinz isimli erkekle evlenmeden hayatının kurtulamayacağına inanmıştır, bu uğurda her şeyi yapmaktadır. Paula ise 15 yaşında hayalleri olan bir genç kızdır ama kendinden büyük olan Erich'e aşık olur ve onsuz hayatının devam edemeyeceğine inanır, bu uğurda her şeyi yapar. Bu Aşık (!) Kadınlar, hayatlarındaki erkekler ile var olmakta, onlarla görünürleşmektedirler. Heinz ve Erich erkektir, güçlüdür, istisnasız doğrudur, zevk alır, zevk vermek istemezse vermez, vurur, kovar, çağırır, gönderir, kabul eder ya da etmez, erkektir, okumaz, istisnasız doğrudur, erkektir. Bu kitap boyunca "toplumsal cinsiyet", "kadın kimliğimiz" ve "ahlak" üzerine düşündüm. Temelde kadın ve erkek üzerine düşündüm. Kitabın konusu, düşündürdükleri, tepki gösterdiği şeyler dışında tekniği de çok farklı. Neredeyse dil kurallarının hiçbirinin kullanılmadığı, büyük harfin olmadığı, yazarın özel isimlerin sadece baş harflerini yazarak keyfine göre kısalttığı bir roman bu. Serbest stil. Yazarın anlattığı kadın ve erkeğin sıradanlığı, her yerde görülebilirliği, ilginç olmadığını vurgulamak istemesi sebebiyle teknik olarak da umursamaz bir stil belirlemiş diye yorumladım ben. Bize bir çözüm üret diyor
Edebiyat
Aşık KadınlarElfriede Jelinek · İthaki Yayınları · 2021751 okunma
Reklam