Söylesenize, neden hiçbirimiz birbirimize karşı kardeşçe davranmıyoruz? Neden en iyi insanlar bile sanki hep başkalarından bir şeyler gizler, hep susar? Sözlerinin yel olup gitmeyeceğine emin olduğun zamanlarda bile neden yüreğinden geçenleri dosdoğru söylemezsin? Herkes olduğundan daha ketum görünüyor, sanki hemen dile getirirlerse duygularının zedeleneceğinden korkuyorlar...
Bu manzara, kafamda her belirdiğinde, zihnimde bir yerleri harekete geçiriyor. Hadi uyan, diyor. 'Ben hâlâ buradayım. Uyan da anlamaya çalış niçin hâlâ buradayım.' Acı veren bir şey değil bu, hem de hiç. Sadece her seferinde yankılanan boş bir ses. Bu gürültü de, gün gelecek, silinecek kuşkusuz. Ama Hamburg Havaalanı'nda o ses kafanın içinde yankılandı durdu, her zamankinden çok daha güçlü ve daha uzun süre. İşte bunun için yazıyorum bu kitabı. Düşünmek için. Anlamak için. Ben böyleyim. Olayları tam olarak kavradığımı hissedebilmek için, sözcüklere dökmek zorundayım.
Hayat, başkalarının hatalarını yüklenemeyecek kadar kısaydı. Herkes kendi hayatını yaşıyor ve bu hayatı yaşamanın bedelini ödüyordu. Acı olansa, insanın çoğu zaman tek bir hata için çok fazla bedel ödemek zorunda kalmasıydı. Aslına bakılırsa, insan tek bir hata için sürekli bedel ödeyip duruyordu. Kader, insanla olan alışverişinde alacak defterini hiçbir zaman kapatmıyordu.
Van Gogh'un kadınları algılayışı klasik güzellik hayalinden çok farklıydı. Bir seferinde düşüncelerini şöyle ifade etmişti: "Güzel bir vücut ne işe yarar? Hayvanlarda da vardır, hatta belki insanlardan daha çok; ama Israëls, Millet ve Frèré'in resimlerindeki insanlarda yaşayan ruh, hayvanların asla sahip olamayacağı bir şeydir. Hayat bize görünüşte acı çeksek de ruhen daha zenginleşelim diye verilmedi mi?"