O kadar naif bir anlatım vardı ki. O naiflikte kayboldum, sayfalar aktı geçti önümden. Dizisini de izlemiş biri olaraktan söylüyorum ki Feride'nin uçarılığı hariç dizi ile pek de alakası yoktu. Keşke Feride ve Kamran'ın aşkını daha çok okuyabilseydik, kitabın sonlarında bunu o kadar çok istedim ki. Feride'nin çocukken başlayan, anlamlandıramağı, korktuğu o güzel aşkı, Kamran'ın son sayfalarda okuduğumuz aşkı yanı başımda yaşanmış gibiydi. Feride'ye yer yer kızışlarım, sonradan ne kadar saf olduğunu görmemiz, Kamran'ın pişmanlığı ve bir karar verdiğimizde insanların söylemek için söylediği 'yanımızda olmak' amacıyla 'iyi yaptın!' dan ziyade düşündüklerini ilk anda Feride'ye söylemeleri kitabın en beğendiğim yerleri idi. 544 sayfa nasıl aktı bilemiyorum ama bu güzel, tatlı kitabın herkes o saflığından, berraklığından geçmeli ve o naifliği tatmalı.
Evet, aslında o aşkı kitabı okuyan herkes biraz daha duymayı istemiştir. İnsanın içine işleyen, bağlayıcı bir aşktı. Ama Anadolu daha ön planda olduğu için geride kaldı tabii. Kitabı beğenmenize çok sevindim. İyi okumalar :)
"'Kitaplar işe yaramıyor. İnsanın yanında olacak birine ihtiyacı var.' İnlemeyi andıran bir sesle devam etti: 'İnsan yanında biri olmazsa delirir. Kim olduğu hiç önemli değildir, yeter ki yanında olsun.' Ağlamaya başladı. 'Sana bir şey diyeyim mi? İnsan çok uzun süre yalnız kaldı mı hastalanır, yalnızlıktan hastalanır."
Korku, bizi esir altına alan en güçlü duygunun ta kendisidir belki de. Onunla yüzleşmek yerine ölmeyi göze alır insanoğlu. Bu kadar kuvvetli bir duygu da ancak bu kadar net ve güzel bir biçimde anlatılabilirdi zaten.
Zweig okuyanlar bilir genel olarak betimlemeler, örneklendirmeler, psikolojik ögeler çok güçlüdür Zweig'ın kitaplarında.
Bu kitap da aynı etkilerin altında idi. Kitabı bitirdiğimde kısa ve güzel bir rüyadan uyanmış gibi oldum.
Mutlaka ama mutlaka herkesin alıp okuması gereken bir kitap. Çekinmeden alın ve okuyun, gayet anlaşılır bir dili var.