birbirimizi anlayamayacağız korkusuyla, sözcükleri gereğinden fazla kullanıyoruz. konuşmamanın, iletişin kurmayı reddetme anlamına çekilmesinden kabalık olarak görülmesinden korkuyoruz. ayrıca çok fazla konuşuyoruz. sessizlik bizi ürkütüyor. sessizliği denetleyemiyoruz. oysa sessizlikte, sezinlediğimiz ama tanımadığımız dürtülerin, özgürlüğün ve gelişigüzelliğin son noktası saklıdır. sözcükleri kullanmakla, sessiz dünyaya kendi düzenimizi zorla kabul ettirmiş oluruz. kendimizi güvende hissederiz. sözcük kullanmamız, etrafı izleme, bilinmeyeni sorgulama, sözlük tanıma haritası olmayan şeyleri sözcüklerle kodlama eğilimimizden doğan bir gücün işaretidir. sözcükleri kullanmakla, çevremizdeki şeylere sahip oluruz. sahip olunca da kendimizi güçlü, her şeyi denetleyen bir konumda hissederiz. aymazlığımızın doruğu da budur işte.