Eğer böyle giderse, Lisbeth hastaneyi yalnızca başında bir delikle terk edecekti. Ama bu kızın ruhunda açılan yaraların nasıl iyileşeceğini bilemiyordu
Lisbeth Salander, hayatında ilk defa -hiç değilse çocukluğunu geride bıraktığı günden beri- kendi üzerindeki kontrolünü kaybetmişti. Kavga etmiş, şiddete maruz kalmış, resmî ve özel kurumların haksızlıklarına uğramıştı. Bedeni ve ruhu, başka birinin altından kalkamayacağı, ağır darbeler almıştı.