"merhamet, cömertlik, muhabbet, çalışkanlık, tevazu, sadakat ve cesaret. Bunların hepsi karşılıksızdır. İnsanı müebbet tesellisizliğe mahkum eder, zehirler ve tabii ki öldürür. Yazarın 7 ölümcül sevap adını verdiği liste."
Ancak bu uzun vadeli tarihsel trendlere rağmen, riskin za-mansal boyutu insanda kisisel konfor bırakmıyor. Zamanla ilgili bu kişisel kaygılar, yeni kapitalizmin ayrılmaz bir parça-sıdır. New York Times yazarlarından biri, "İş endişesi her yere nüfuz ediyor, kişinin özsaygısını azaltıyor, aileleri bölüyor, ce-maatleri parçalıyor ve işyerlerinin kimyasını değiştiriyor" diye yazıyor. 27 Birçok ekonomist bu sözlerin boş olduğunu söyledi: neoliberal düzenin yarattığı yeni iş imkânlarının bu iddiayı açıkça çürüttüğünü düşünüyorlardı. Ancak yazar endişe keli-mesini özellikle seçmişti. Endişe geleceğe yönelik bir kaygıdır; endişe, sürekli riskle dolu bir ortamda hissedilir ve geçmiş de-neyimlerin bugüne rehberlik edemediği süreçlerde yoğunlaşır.
Geçmiş deneyimin inkârı, sadece zorla dayatılan bir önyar-gıdan ibaret olsaydı, biz orta yaşlılar, kurumsallaşmış gençlik kültünün kurbanları sayılabilirdik. Ancak zamana dair endi-şemiz, çok daha derinlerimize nüfuz etmiş. Yılların akışı içi-mizi boşaltıyor adeta. Deneyimlerimize utanç verici bir liste olarak bakılıyor. Bu tür yargılar, özsaygımızı yaşamımızla kumar oynamasak bile sırf yılların durdurulamaz akışı nede-niyle- riske atıyor.
Rose, Trout Bar'a dönünce kendini toparladı; akciğer kan-seri yüzünden ölene kadar da asla kontrolü yitirmedi. "Belki de yaptığım bir hataydı" demişti, sigara ve içkiye daldığımız bir esnada, "ama bunu yapmak zorundaydım
Çin
Çin, İblis'in kendisine şapka çıkardığı bir şeytan. Peki, bunca zulmü dünyanın gözünün içine baka baka nasıl yapa-biliyor?!
Her türlü rezaleti, her türlü sapkın inancı "insan hakkı" olarak gören Batı, sadece İslam inancını yaşamayı bir hak olarak görmüyor. Vampir dişlerinden süzülen kan ile hoşgörü tebessümleri atıyorlar.
Dünya coğrafyasında ezilen, öldürülen, zulüm görenlerin kimliği hemen hemen aynıdır. Peki neden?
Çünkü ilahî yardım, kulun sorumluluğunu tam olarak ye-rine getirdikten sonra gelir. Ümmet olarak tüm sorumlulukla-rımızı yaptık mı?! Bunun cevabını biraz da öz eleştiri yaparak vermemiz gerekmez mi!?
Sahi niçin ezilenler, sürülenler ve hatta öldürülenler liste-sinde hep liste başıyız!?.
Hikâyelerini dinledikçe beynimde fırtına estiren "Neden hep biz?" sorusunun cevabını kim verecek? Kim!
Allah'ım ne çok acı var!
"Adımı sana söylemektense kulaklarından kıllar fışkıran bir engizisyon yargıcına, satanist bir şebekenin kara liste fihristini tutan etçil katibe ya da kuduz bir doberman sürüsüne söylerim daha iyi," der gibi baktı...