Son Ada, huzurlu bir adada yaşayan insanların hayatına eski bir başkanın gelişiyle değişen dengeleri anlatıyor. İlk bakışta sakin bir ada hikâyesi gibi görünse de, aslında güç, otorite, özgürlük ve toplumsal dönüşüm üzerine bir alegori.
Kitabı okurken aklıma sürekli Gökçeada geldi. Birkaç günlüğüne de olsa orada geçirdiğim zamanlar gözümün önünde canlandı. Kitaptaki ada Gökçeada olmayabilir ama başka bir ada görmediğim için bütün sahneleri orada hayal ettim. Bu yüzden kitabın atmosferi bana oldukça tanıdık geldi.
Kitabın vermek istediği mesajı ve alt metnini sevdim. Ancak Zülfü Livaneli’nin bende bıraktığı etki açısından düşündüğümde, Serenad, Mutluluk ve Kardeşimin Hikâyesinin gerisinde kaldığını söylemeliyim. O kitaplardaki karakterler, hikâye örgüsü ve duygusal yoğunluk beni daha fazla etkilemişti. Son Ada ise daha çok fikriyle öne çıkan, okuması keyifli ama bende aynı derin izi bırakmayan bir roman oldu.
Yine de doğa, insan ve iktidar ilişkisini sade bir hikâye üzerinden anlatabilmesi kitabın en güçlü yanı. Kısa sürede okunan ama üzerine düşünmeye devam edilen kitaplardan biri.