Eşref el-Be'luci 22 yıl hapiste kaldı (1990-2012).
Eşref el-Be'luci 2012'de esir değişimiyle serbest kaldı ve aynı yıl Gazze'de yapılan düğününe Şehit Yahya Sinvar da katıldı.
Bir kimseyi dost edineyim mi edinmeyeyim mi diye uzun uzun düşün. Baktın ki hoşuna gidiyor, olanca bağrını aç dostluğuna; onunla, kendinle konuşur gibi cesaretle konuş.
KENDİNİ GÖZLEMLEYEN MEPHİSTO (GOETHE)
Goethe'nin Mephisto'su pek çok farklı rol ve kimliğe bürünen bir şeytandır ve aslında bunlar Aydınlanmacı bir eleştirinin tarihini de yansıtır. Faust mitolojisi geleneğinde göründüğü kadarıyla Mephisto, İblis'in maiyetindeki bir yardımcı olarak ikinci kade mede yer alan bir kötü varlıkhr. Göksel kimliği bakımından ise Tann'nın hizmetkarı sayılır. Sözcük oyunlarında sofistçe bir us talığa sahiptir, kinizmi sınır tanımaz, Faust'un charge d'affaires'i [maslahatgüzar] olduğunda zarif bir beyefendidir, trajedide olup bitenleri uzak bir mesafeden gözlerken ise acıma hissi olmayan soğuk bir materyalistten ibarettir.73 Ama bütün bunlara rağmen, Faust'un ruhunu sonsuza dek cehenneme mahkum edebilecek mutlak güce sahip bir şeytan değildir. Yaptığı her şey, Tanrı ta rafından sahneye konulmuştur, bununla sınırlıdır. Şeytan özerk davranamaz, alay edebileceği ama eşit şartlarda mücadeleye gi remeyeceği tanrısal yaratılışa bağımlıdır. Mephisto Aydınlanma çağının koşullarında bir şeytan olmanın yarattığı paradoksun vücut bulmasıdır. Tabii bu onun kötü olmadığı anlamına gelmez kesinlikle, sadece bu durumda kötünün görünür olabilmek için farklı yollar aradığını gösterir.
Goethe'nin Mephisto'su daima Tanrı'nın gücüne tabi kalma zorunluluğunu temsil ettiği için bir teodise kurbanı gibidir. Gök-
37
AYDINLANMA VE PSiKOLOJi
leri sarsılamaz hiyerarşilerin yapılandırdığı bir uzam olarak be timleyen "Prolog" bölümünden itibaren böyle bir rol üstlenmiştir bile. Burada Mephisto, Tann'nın büyük gökyüzü sahnesinin kena rında kalan hizmetkarlarından biridir sadece. Gerçi başmeleklerin yaratılışa yönelik Pythagorasçı övgülerine şüphe tonları karıştırır, ''bu dünyada hiçbir şeyi beğenmediğini"74 (s.33)* ima eder; ama Tann'yı eleştirirken bile onun buyruğu
BAŞLANGICIN FELSEFESİ VE ESTETiCi (KIERKEGAARD, SCHELLING)
Wilhelm Schmidt-Biggemann başlangıç hakkında "geleceğin sü rekli kendini ortaya koyduğu bir süreç" demiştir.169 Başlangıcın kendine özgü belirtisi, kesin olmayanı kesin hale getiriyor olma sıdır: "Ayrımlaşmamış olan, her şeyi kapsayan ve tanımlanma mış bulunan burada ayrımlaşmış, sınırlan çizilmiş ve tanımlı bir hale gelir, gerçek Şimdi ve Burada'da somut bir bireysellik kaza nır."170 Schmidt-Biggemann'ın yaklaşımıyla değerlendirdiğimiz de, kötünün soykütüğü bu sınırlanmışlık durumunun kökenine yönelik bir bakış açısı kazandırır. Bundan böyle insana -kimlik ve özdeşliğinin önci.ilü olarak- sınırlanmışlık egemen olacakbr. Ne var ki, bu kökene dair felsefi açıklamalarda yatan iç çelişkileri hatırlayacak olursak. karşımıza başlangıç anındaki belirsiz olan ile belirli olan arasındaki ayrışmanın nasıl gerçekleştiği sorusu çıkmaktadır. Böylece yine aynşmamışlıktan aynşmışlığa, birlik ten ikiliğe geçiş sorunsalıyla karşı karşıya geliyoruz. N itekim ay rışma ve ikilik, kötünün kültürel anlamı ve Schelling'in deyişiyle "gizli kaynağı" bakımından belirleyicidir.171
Kaygı Kavramı'nda (184)4 Sören Kierkegaard, İlk Günah miti ni insanın ruhsal eğilimleri ve benlik inşasının temellerine bağla yarak ele alır. Yılan tarafından baştan çıkarılmayı, Adem'in ka fasında Tann'nın koyduğu bilgi ağacının meyvelerinden yeme
69
HER ŞEYiN BAŞLANGICI
yasağıyla başlayıp ilerleyen ruhsal bir süreç olarak yorumlar.172 Camus'nün "bilmenin Don Juan'ı"173 dediği Kierkegaard, bu şe kilde yaratılış anlabsındaki köken ve motivasyon sorununu aş mayı denemiştir. Bir yandan da İlk Günah'a ilişkin kavramsal açıklamalardaki çelişkilerden kaçınmak için, suç ve masumiyet arasındaki fark meselesini insanın iç dünyasına aktarır. "Güna hın
Başkalarına yarayan her şey kendine de yarar; yal nızca, kime iyilik edilmişse, karşılığında o da iyilik edeceğinden, kim savunmuşsa, o da savunulacağın dan değil, iyi örnekler, döner dolaşır, onları verene dönerler, tıpkı kötü örneklerin, onları ortaya koyan lara geri dönmeleri gibi; davranışlarıyla neler yapabi leceklerini örneklerle ortaya koyduktan sonra hak sızlığa uğrayanlara acınmaz. Gerçekten de, erdemler ödül beklendiği için yapılmaz: erdemli bir eylemin ödülü, o eylemi yapmış olmakta yatar. (Seneca, Luci- lius’a Mektuplar.)