Merhaba sevgili okur,
Bu kitap seçilmiş halk hikayelerini özetler nitelikte hazırlanmış. Hikayeler anlatan kişiye göre bazı değişikliklere uğrar, hatta sonu dinleyici tercihine göre mutlu veya mutsuz sonla bitecek şekilde de değiştirilir.
Genel olarak hikayelerin kısaca anlatıldığı bir seçki. Okuması da oldukça keyifli oldu. Halk hikayelerinin genel özelliklerini tanımak için de bir fırsattı. Bu kitabı almak için verdiğim çabaya değdi efenim ;) Umarım bir gün halk hikayelerini bir ozan anlatısından dinlemek nasip olur.
Hikayeleri kısa kısa ve açık bilgi vererek anlatacağım, spoiler istemeyen uzak dursun lütfen.
1- Karacaoğlan: Yaşar Kemal’in “Üç Anadolu Efsanesi’nde anlatımın çok başarılı olduğunu söyleyerek başlayalım. Karacaoğlan esmer ve ince yapılı Toros’ların delikanlısı. Rüyasında bade içerek saz üstadı olur.
“Saz yorulmadıkça, Karaca da yorulmazdı. Onun sözlerine de doyulmazdı…”
Her gittiği yerde hürmetle karşılanan Karacaoğlan bir beyin kızı olan Elif’e aşık olur ve sevdâlılar kavuşurlar amaaa zamanla kader ağlarını örüp işleri değiştirir. Sazına gönül veren Karacaoğlan bir gün sazının teli kopunca sevdiğinin başına gelenleri hisseder. Elif’e döndüğünde artık çok geçtir. Güzel bir nasihatle de hikaye sonlanır.
“Çok varıp gelirsen olmaz her yere
Ya muhabbet kalkar, ya bir hâl olur...”
2- Kara Koyun: Maharetle kaval çalan çoban Mustafa gün gelir Ağa’nın kızına aşık olur. Olur olmasına da imkansız aşk kadar zor nesne az bulunur. Olur ya, Ağa kızı Ayşe de Mustafa’ya aşık olur. Mustafa haddini bilse de Ayşe’nin aşkından emin olunca tüm zorluklara göğüs gerip Ağa’dan kızını ister. Ağa’nın ve aşkı tanımamış olanların bir şartı vardır. Üç gün tuz yalatılıp susuz bırakılan koyunlar Mustafa’nın kavalıyla dereyi geçeceklerdir. Hiçbiri su içmezse Ayşe ile Mustafa
Halk HikâyeleriErgun Sav · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 19749 okunma
İSTANBUL HATIRASI
AHMET ÜMİT
566 SAYFA
#AhmetÜmitokuyoruz
#BaşkomserNevzat
#Ortakokuma
#Okudukbitti
Şehre bakıyorduk denizden. Sisler içindeydi İstanbul. Sisler içinde teknemiz. Sultanahmet'in minareleriydi görünen, Ayasofya'nın kubbesi, Topkapı Sarayı'nın kuleleri. Hiç yağmalanmamış, yıkılmamış, kirletilmemiş gibiydi şehir.
Sarayburnu'nda Atatürk heykelinin ayaklarının dibinde boğazı kesilmiş bir ceset. Cesedin avuçlarında antik bir para. Roma dönemine taaa Kral Byzas'a uzanan bir para üstelik. Başkomser Nevzat, yardımcıları Ali ve Zeynep ile bu gizemli cinayeti aydınlatmak için ilk anda olay yerine ulaşır. Gizemi çözecekleri en önemli delilin bu antik para olduğunu düşünen ekibimiz zaman kaybetmeden araştırmaya girişir. Fakat bilmedikleri bir şey vardır, bu ceset ne son kurban, ne de cesedin avuçlarında buldukları bu antik para son sikkedir. Her olay yeri bu kadim şehrin gizemli tarihine bir yolculuğa çıkarır kahramanlarımızı.
Bundan tam 15 yıl önce okuduğum bir kitaptı ve güzel ekibimizle yeniden okumak keyif verdi bana. Tahmin edeceğiniz gibi bazı ayrıntıları, hikayenin bir kısmını unutmuştum. Sadece bir polisiye olarak bakmamak lazım bu esere. En başta İstanbul'un geçmişine bir yolculuğa çıktık hep birlikte. Byzantion, Konstantinopolis ve nihayet İstanbul adını alan bu muhteşem şehirde hüküm sürmüş uygarlıklar, krallar, hükümdarlar, padişahlar. Bazıları yok olmuş, bazıları yok olmaya yüz tutmuş, bazıları da halen dimdik ayakta tarihi eserler. Bir çok medeniyetin bıraktığı izler, efsaneler, gizemler, sırlar. Bu kadim şehrin binlerce yıllık geçmişi ile harmanlanmış kitapta tarih var, aşk var, dostluk var, adalet arayışı var ve olmazsa olmaz polisiye var. Güzel bir rastlantıdır ki kitap bittikten hemen sonra yolum düştü İstanbul'a ve bu kez bir başka göründü
İstanbul HatırasıAhmet Ümit · Everest Yayınları · 201943,1bin okunma
Cennet BozkurtSiyah BeyazSiyah Beyaz 2 - Aşk
Hemen tekrardan merhabalarla geldim ben! :)) Buraya çok sık giremediğimin farkındayım o yüzden girdim mi de yazmam gereken incelemeleri yazmak istiyorum.
Bu incelemenin konusu SİYAH BEYAZ! (Murat Soner gibi hissettim biraz kbnjbjdfnzv)
Bu kitabı çok uzun yıllar öncesinde Wattpad'de bir kısmını okumuş roman olunca da lisedeyken (bu takriben 15 16 yaşıma denk geliyor) almıştım. Okudum ve şunu bilmelisiniz ki ben smut içerik sevmem bu bir, mafya içerikleri sevmem bu da iki.
Cidden mafya olayı bana aşırı komik geliyor, ne yani? Gerçekten bunlar yaşanıyor mu? Yani şimdi sen kaçırıldın, önünde adamlar öldürüldü, kumar salonundasın, birisi sana bel altı yaklaşıyor, birisi sana ya benimsin ya toprağın ya da en iyi ihtimalle senin için ölürüm de öldürürüm de filan diyor ve sen hala orada mısın? Hala ağlamıyor, hala çığlık atmıyor, hala hayatını sorgulamıyor ve HALA POLİSE GİTMİYOR MUSUN? gibi sorular soruyorum sürekli.
Bu kitabı aldım da nasıl aldım bilmiyorum. Yanlış anlamayın amacım hakaret etmek değil. Sadece mafya konulu kitapların gerçekten neden bu kadar tutulup okunduğunu anlamak ve bunu mantıklı bulan tayfayı da anlamak istiyorum. Her şeyde mantık aranmaz ama ben bunda bir matematik formülü bile arıyorum...
Spoiler vermiyorum dediğim gibi, konusuna gelecek olursak...
Zeynep ve Emir... Emir beyimiz 27 yaşında bir mafya. Kumarhaneleri var İstanbul'da. Ayrıca sanırım amcasıyla yönettiği (daha çok amcasının kızı Nazlı'yla) bir şirketi var. 27 yaş bana şirket yönetimi için epey erken geliyor ama aileden geldiğini düşünerek bu detayı atlıyorum. Emir'in 8 yaşındayken annesiyle babası da vefat ediyor ve Emir de amcasının bu karanlık işlerine dalıyor ve intikam peşine düşüyorrr. Babası nasıl biridir onu bilmiyorum ama.
Öte yanda da Zeynep
Bizim büyük çaresizliğimiz Barış bıçakcının bir romanı. Bu aralar kitabı e reeder veya telefondan okumak daha bir cazip geliyor bana. Gece uyurken uzanırken sağ sola dönmeden rahatça elimde okuyup üzerine not almak tembellikten olsa gerek iyi geliyor :)
"Yıldızlı bir gecede, gökyüzünün altında kendini acemi ve çaresiz hissedersen, bu, yıldızlara bakarak başka şeyler düşündüğün içindir. Yıldızlara bakarak yalnızca yıldızları düşünmek gerekir. "
Bu aralar beni bayağı sardı bu kitap. Bu kitapda üzerine aldığım notları paylaşmak istedim..
"Her şeyin geçip gittiğine, yaşadıklarımızın geçmişte kaldığına kim inandırabilir bizi? Anılarımızı avuç dolusu su gibi her sabah yüzümüze çarpmanın işe yaramayacağına kim inandırabilir?"
"Ah Çetin, ne kadar zordu değil mi bu konuşmayı dinlemek! Nasıl söyleyecektik ona! Ben hâlâ bilmiyorum Çetin, bir ölüm haberi nasıl verilir? Neyi gözetmeli insan? Haberi alacak kişinin daha az sarsılmasını mı? Böyle bir şey mümkün mü? Olabildiğince geç öğrenmesini mi? Geçen sürede ölenler dirilemeyeceğine göre! Ölümü korkunç bir şey olmaktan çıkarmaya, anlaşılır, kabul edilebilir bir şey olarak göstermeye mi çalışmalı?"
"Neden bir rüya görürüz? Her şey olup bittikten sonra neden bir de rüya görürüz? Karmaşanın, keşmekeşin, hayatın yorucu zenginliğinin içinde eksik kalan nedir ki, uykunun kuytusunda ille de tamamlanması gerekir? Rüyamızda, birbiriyle ilgisiz gibi görünen ayrıntıları bilincimiz önden gürültülü bir lokomotif gibi çekip bir yere, örneğin bir anlama mı götürür? Yoksa o ayrıntılar bilincimizin balonuna batan iğneler midir?"
"İstanbul'da sizde kaldığımda yere serdiğin yatakta rahat uyuyup uyumadığımı, balıklama atladıktan sonra atlarken bacaklarımı kırıp kırmadığını, sevgilini beğenip beğenmediğimi onlarca kez sorarsın. Yanıtlarımla da
#OkudumBitti
#BekirYıldız
#KaçakçıŞahan
#SelYayınları / 79 sayfa
Bekir Yıldız'dan okuduğum üçüncü kitap,okumaya da devam edeceğim sayesinde öykü sever oldum.
Kitap birbirinden güzel beş öyküden oluşuyor. Öykülerin genelinde bitmez tükenmez yoksulluğu ve ağalar tarafından ezilen insanları anlatıyor.
Anadolu'nun birçok yerinde ağa devlet gibidir, onun izin verdiği ölçüde haraket edersin, kendi başına mal mülk sahibi olamazsın, açlıktan iflahın kurur yine de gıkın çıkmaz. En fazla kaçakçılık yaparsın,o zamanda kolun, bacağın kopar, ölürsün.
Gaffar İle Zara
Traktör alma hevesiyle yanıp tutuşan Gaffar 'ın Almanya' ya gitme hikayesi. Bir yanda yaşlı ana baba, diğer yanda eş ve çocuklar. Hiçbiri gitmesini istemez ama Gaffar sevdasından vazgeçmez. Karısı Zara'nın yüreği ağzında kocasını yolcu eder. En çok bunu sevdim.
Büyük Yas
Düğün günü Şehmuz ile Nevres'in silah atışları kanlı biter. Henüz bir yılı bile doldurmayan evliğinde Gülsün dul kalmıştı.
Gülsün 'ün kocası için son bir görevi vardı, saçlarını tutam tutam yolup ölünün üstüne atmak. Yeni saçları çıkasıya kadar evden çıkmamaya and içen gelin için ağlıyordu köylüler.
Zırhlı Şamı
Vakkas Emmi ile Kuşçu Mansur' un kuşlarını yarıştırmaları anlatılıyor. Ve de kaçan kızının abisi tarafından öldürüldüğü. Töreleriniz yerin dibine batsın.
Güzel Parmaklar
Kadınların işleri azmış gibi bir de kocalarına sigara sarıyorlar. Yeni gelin Elif sigara sarmayı bilmiyor, komşusu Ayşe Bacı'dan öğrenmeye gider o da dayanamaz bir tabaka sarıp verir. Gece övüne övüne kocasına anlatır, vay sen misin başkasının kocasına sigara saran kadını öldüresiye döver.
Bu cehalet varken kadınlara rahat yok. Kötüsünüz kötü.
Kaçakçı Şahan
Kitaba adını veren öykü. Son bir sefer yapmak için sınırın ötesine geçen Şahan 'ın hazin hikayesi.
Lütfen Bekir
Kaçakçı ŞahanBekir Yıldız · Everest Yayınları · 2011225 okunma
ÇOK AĞIR BİR KİTAPSINNN!!!başta zevkli ama sonlara doğru çok ağırlaşmaya başladı…Yine de tavsiye ederim psikoloji severler kitaba bayılabilir. Freud hocam yapmış