Ben aşkı şiirlerde,romanlarda olduğu gibi bir parlak yaz gecesinin mehtabında başlayıp sabahında biten bir rüya addedenlerden değildim.Benim için sevmek bir başka insanın vücudundan,ruhundan bir parça hükmüne girmek,onunla beraber gülüp ağlamak,ıstıraplarını paylaşmak demekti.
Onu,sevebileceğinin en yücesiyle sevdin.
Titreme daha fazla kalbim.
Bağışla kendini artık onu da
Bırak gitsin.
Bırak gitsin.
O senin en ezel gününden kaderin
Sen onu nasılsa bin kere daha
Seveceksin.
"Peki ama,bu sevmek midir be adaşım,bir kadını öpmek,onu istemek sevmek midir?..
Çırılçıplak soyunarak şehrin sokaklarında koşabiliyor musun?
Bir bıçak alarak kolundaki ve bacağındaki adalelere saplamak ve böylece bir nehre atılarak yüzmek elinden geliyor mu?
Bir şehrin adamlarını öldürmek cesareti sende
var mı?
Bir minareye çıkarak bütün dünyaya işittirecek kadar kuvvetle bağırabilir misin?
Aşk sana bunları yaptırabilir mi?
İşte o zaman sana seviyorsun derim..."
Küçük hevesleri,his eğlencesi kabilinden olan alâkaları bir tarafa bırakırsak büyük aşk ancak birbirini sevmeye lâyık ve müstait insanlar arasında doğabilir...
"Uzun bir müddet hareket ve faaliyetten uzak kalan uzuvlar gibi kalbi de,bazı nev'i hisleri de uzun bir atalet neticesinde uyuşturmak,söndürüp körleştirmek mümkündür.Görme kabiliyetini kaybetmiş bir göz,kurumuş bir parmak,söndürülmüş bir hasta ciğer nasıl yaşayan ve duyan uzuvların konseri içinde meyt gibi atıl ve hissiz yaşarsa söndürülmüş bir arzu da öylece kalbin bir köşesinde kuruyup kalır."