Put değil heykel !
1253 yılında Fransa Kralı lX. Ludwing tarafından Moğolistan'a Mengü Han huzuruna elçi olarak gönderilen rahip Rubruk'un Uygur Tapınağı'nda gördüğü putlar hakkında anlattıkları önemli bir tarihi belge niteliğindedir. Rubruk şöyle diyor: Uygurlar bir Tanrıya inanırlar. Tanrı'nın insan veya başka cisim şeklinde tasvir edilmesini kabul etmediklerini farkettim. Onlara neden bu kadar çok putlarınız var diye sorduğumda, Uygur Rahibi: "Biz bu putları Tanrı'nın tesviri olarak kabul etmiyoruz. Bizimkilerden biri herhangi bir tanıdığını kaybettiğinde onun suretini yapar ve buraya (mabete) getirir. Biz de onları ölünün hatırası olarak saklarız ve saygı gösteririz" dedi.
İşçi Üniversitesi sadece proletaryanın “meyvesi” değil, fakat aynı zamanda kapitalist toplumun da meyvesidir. Demek oluyor ki, dünyayı donmuş şeyler bütünü olarak gören metafizikçinin aksine, diyalektisyen, dünyayı bir süreçler bütünü olarak görecektir. Ve, diyalektik görüş açısı, doğa ve bilimler için doğru olduğu gibi, toplum için de doğrudur. “Hegel’in metafizik yöntem dediği, nesneleri verilmiş sabit konular olarak incelemeyi çoğu zaman tercih eden ve kalıntıları hâlâ zihinleri kurcalayan eski araştırma ve düşünme yöntemi, kendi zamanında, tarihî bakımdan tamamen haklı olmuştur.”lx Bunun sonucu olarak, o çağda, her şey ve toplum, değişmeyen şeyler olarak ve özellikle toplum, yok olması kaçınılmaz olmayan “verilmiş olan sabit nesneler” bütünü olarak ele alınıp incelenirdi.
I. — Süreçler zinciri·Kitabı okudu
Alıntı
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Bölüm LX. Hatıra Defteri III
28 Ekim Cumartesi Ömer'den mektup geldi. Günlük hayatını anlatıyor. Kışı orada geçireceğini yazıyor, bizi de çağırıyor. Niye olmasın? Bir saat sonra. Bunu Perihan'a da söyledim. "Tabi, tabi neden olmasın?" dedi. O zaman "Tamam gidiyoruz." dedim. Gidiyoruz!
Sayfa 491 - YKY·Kitabı okudu
Tüm çekmecelerinin içinde bilançolar, Küçük aşk mektupları, şiir ve romanslarla dolu, Tutam tutam saç yüklü, kocaman bir eşya bu, Ki daha az sır saklad kederli belleğimden. Bu bir ehram, sınırsız büyüklükte bir mahzen, Fukara kabri, ne çok ölüsü var içinde, Ben ayın tiksindiği bir mezarlığım işte, Charles Baudelaire, LX, 'İç Sıkıntısı'
Sayfa 92 - Ayrıntı Yayınları·Kitabı okudu
Şiir yaşamın damıtık durumu olmalı, böylece bir "biçim" kurulmalıdır. İmge de bu biçimin en önemli öğesi olduğuna göre, onu yaşamla temellendirmek gerekir. Altında bir yaşama serüveni yatmayan, yüzdeyüz bizim olmayan, insan tekinin sorunlarıyla bağı kopmuş imgeden şiiri uzak tutmalıyız. Düz ya da açık anlatım bizi şiirselden kurtarıp şiire götürebilir. Şiire özgü öğeler unutulur da bu kez özenci (amateur) felsefe yapılmaya kalkışılırsa götürmeyebilir de. Ama açık anlatım gidilmesi zorunlu bir yoldur, yoksa bu otuzbirin insanı irdelemeden sürüp gideceği vardır. Devinim LX, S.1. Şubat 1965
Sayfa 120·Kitabı okudu
En az dört bin yıldan sonra günlüklerimi ilk gören kişi olan sen, dikkat et. lx yapımı depomda bulunan yazıları okuyan ilk kişi olmak seni gururlandırıp başını döndürmesin. Bu yazılarda çok acı şeyler okuyacaksın. Ben bu dört bin yılın ötesine bakmayı asla istemedim, çok nadiren baktığımdaysa amacım sadece Altın Yol'un devam ettiğine emin olmaktı. Dolayısıyla günlüklerimde yer alan olayların senin çağında nasıl yorumlanacağını bilmiyorum. Tek bildiğim, günlüklerimin unutulduğu ve anlattığım olayların aradan geçen yüzyıllarda mutlaka çarpıtılarak aktarıldığı. Geleceklerimizi görebilme yeteneği can sıkıcı olabiliyor inan. Tanrı sayılmak bile (ki ben kesinlikle öyle sayılıyordum) bir süre sonra sıkıcı olabilir. Bu kutsal sıkıntının, özgür iradenin icadı için gayet iyi ve yeterli bir sebep olduğunu sık sık düşünmüşümdür.
Sayfa 57 - -Dar'üs-Balat'taki deponun duvarına kazınmış yazı·Kitabı okudu