Mükemmel Aile Portresinin Ardındaki Çatlaklar
8/10
·512 syf.··
2026 51. kitabı
"Bir ailenin en büyük sırrı, çocuklarını korumak için ne kadar ileri gidebileceğidir? Edvardsson, 'Neredeyse Sıradan Bir Aile'de bu soruyu oldukça gerilimli ve katmanlı bir şekilde işliyor. Kitap, perspektiflerin değişmesiyle (baba, anne ve kız çocuğu) olay örgüsünü parçalı bir bulmaca gibi önümüze seriyor. Karakterlerin kendi adalet anlayışlarıyla yüzleştiği o keskin dönemeçler oldukça etkileyici. Suç ve vicdan arasındaki o ince çizgi, kitabın sonuna kadar sizi hem rahatsız ediyor hem de elinizden bırakmanızı engelliyor. Eğer aile içi dinamikleri, güvenin nasıl sarsılabileceğini ve bir ebeveynin 'doğru' bildiğinin aslında ne kadar tehlikeli olabileceğini anlatan bir psikolojik gerilim arıyorsanız, kesinlikle okunması gereken bir eser. Sizi son sayfasına kadar 'Ben olsam ne yapardım?' diye düşündürecek." #NeredeyseSıradanBirAile #MTEdvardsson #PsikolojikGerilim #AileDinamikleri #Polisiye #KitapYorumu #SuçVeVicdan
Neredeyse Sıradan Bir AileM. T. Edvardsson · Martı Yayınları · 2021188 okunma
Her zaman ki Livaneli
10/10
·183 syf.··
2026 17. kitabı
Son Ada'M Livaneli SSCB için George Orwell'in *Hayvan Çiftliği* neyse bizim içinde Livaneli'nin *Son Ada'sı* o dur. Yaşar Kemal'e göre Zülfü Livaneli'nin büyük bir romancı olarak kendisini kabul ettirdiği romanıdır Son Ada. Ütopya ile başlayıp Distopya ile biten aslında bir deney kitabıdır. Bir topluluğu, herkesten her şeyden arındırıp ıssız bir adaya koyup, adeta deney misali nasıl yok oluyor ilmek ilmek görüyoruz. Genelde bir rejim üzerine algı var kitapta, birisi geliyor ve mükemmel bir ortamı bozuyor gibi. Bence öyle değil bu durum herkes başkana ve sisteme suç atmamalı ilk önce kendi benliğine ve güdülme arzuları sorgulamalı. Kendi kuyularımızı kazan bir toplumuz biz. Ekosistemin her zaman insanı yendiği, ve hiç beklenmedik sessiz insanların neler yapacağına tekrar şahit olduk. Spoiler vermemek adına kitabın derinliğine girmek hoş olmaz. Muhakkak okunması gereken kitap diyorum, düzen içinde düzensizliğin, yaşantımızın ve gerçek hayatımızla muhakkak bağdaşan bir eser. En sevdiğim alıntı ve kitabın özeti şu cümleyi paylaşayım sizlerle; *Her devrim kurban ister* Teşekkürlerimle.
Son AdaZülfü Livaneli · İnkılâp Kitabevi · 202462,2bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Eh işte
6/10
·156 syf.··
2026 23. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 08:37
Merhaba bugün sizlere Beyaz Kale anlatacağım. Türklere esir düşen İtalyan bir eleman, asıl mesleği astronom olmasına rağmen işte normal köle gibi olmamak için sağlıkçı olduğuna dair kolpa atıyor. Bakıyorlar 3 5 kişiyi iyileştiriyor bu, paşanın huzuruna çıkıyor. Astronom olduğundan falan bahsediyor, paşa da bundan bi havai fişek gösterisi hazırlamasını istiyor. Bu gösteri için Hoca diye biri var onla çalışcaksınız diyor. Bizimki bi bakıyor Hoca kendisi. Kendisi değil de manyak bi benzerlik var neyse bunlar çalışıyor ediyor gösteriyi hazırlıyorlar. Sonra paşa bunu Hoca'ya köle diye veriyor. Hocanın fikir dünyasına büyük etkiler yapıyor bizimki. Birbirlerinin hayatlarını detaylıca öğreniyorlar önce. Bizimki Hoca'nın farklı perspektifden düşünmesini sağlıyor bazı şeyleri. Tabi Hoca'dan da çok şey öğreniyor bunu da söylemek lazım. Padişahla, paşayla vs. görüşen Hoca, aslında onlara bizim elemandan öğrendiklerini satıyor. Böyle bir hayat başlıyor ama bizimki köle en nihayetinde. Hoca biraz da çektiriyor buna o yüzden. Veba salgını başlıyor bir ara. Hocanın vücudunda çıkan bir çıbandan ötürü ölüm korkusu baş gösteriyor. Daha sonra bizimki vasıtasıyla Hoca benliğini sorgulamaya başlıyor. Kendine sürekli "Kimim ben?" sorusunu soruyor artık kafayı yiyecek raddeye gelmiştir. Hocayla bizimki artık resmen aynı kişi gibidirler. Padişah günün birinde Hoca'dan bir silah hazırlamasını istiyor, yıllar süren bu hazırlık sürecinde Padişah ile Hoca değil bizimki görüşmeye başlıyor. Padişah da boş adam değil anlıyor bir şeyler olduğunu. Ben m hoca diye konuştuğum adam senmişsin falan diyor. Neyse silahın hazırlıkları bitiyor savaşa gidiliyor ama durumlar kötü. Askerlerde huzursuzluk başlıyor. Hoca bakıyor ki durumlar ciddi, sen ben oldun ben de sen oldum diyerek kaçıyor gidiyor. Bizim
Edebiyat
Beyaz KaleOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202311,3bin okunma
Sanılanın Aksine Mehmet Akif Ersoy
Puan vermedi·296 syf.·
2025 377. kitabı
Merhabalardan bir demet. =) O sıkça rastladığım kafalardaki Mehmet Akif Ersoy ile okuduğum Mehmet Akif Ersoy'un arasında dağlar var... Sözü uzatmadan virgülü virgüle ataçlamadan konuya dikey dalış yapacağım. Hoş geldiniz. =) İlk olarak 2. Abdülhamit'e yazdığı şiiri sunmak isterim: YILDIZ'DAKİ BAYKUŞ "Çoktan beridir vardı benim bir derdim: Gideyim, zalimi ikaz edeyim, isterdim. O, bizim câmi uzaktır, gelemez, mani' ne? Giderim ben, diyerek, vardım onun cami'ine. Kafes ardında hanımlar gibi saklıydı Hamid, Koca Şevketli! Hakikat bunu etmezdim ümid." Belki kırk elli bin askerle sanılmış Yıldız; O silahşörler, o al fesli herifler sayısız. Neye mâl olmada seyret, herifin bir namazı: Sâde altmış bin adam kaldı namazsız en azı! Gördüğüm maskaralık gitti de artık zoruma, Dedim ki: "Bunca zamandır nedir bu gizlenmek? Biraz da meydana çıksan da hasbihål etsek. Adam mı, cin mi nesin? Yok ne bir gören; ne eden; Ya çünkü saklanıyorsun bucak bucak bizden. Değil mi saklanıyorsu, demek ki: Korkudasın; Ya çünkü korkan adamlar, gerek ki saklansın. Değil mi korkudasın var kabâhatin mutlak!" NOT: Birçok tarihçi şunda hemfikirdir Mehmet Akif Ersoy, hayatının sonuna kadar pişman olduğunu dile getiren bir beyanı olmamış, hatta 1926'da Safahat adlı bir kitabının yeni baskısında bu şiire yer vermiştir. Bir diğeri... İstibdâd şiirinden: Hamiyyet gamz eden bir pâk alın her kimde gördünse, "Bu bir câni!" dedin sürdün, ya mahkum eylendin hapse. Müvekkel eyleyip câsûsu her vicdana, her hisse,
VaizSinan Meydan · İnkılap Yayınevi · 2015209 okunma
Puan vermedi·262 syf.··
2026 24. kitabı
lerin Tanrısı başlangıçta, ıssız bir adaya düşen çocukların serüvenlerini anlatan, küçükler için yazılmış bir öykü, R.M. Ballantyne’ın Mercan Adası’nın çağdaş bir uygulaması sanılabilir. Hatta Golding, kendine özgü buruk alaycılıkla, okuyucunun bu sanısını pekiştirmek istercesine, Sineklerin Tanrısı’nın başlıca iki kişisine Mercan Adası’ndaki çocuklardan aldığı Ralph ve Jack adlarını verir. Mercan Adası’nda Ballantyne, oldukça duygusal ve biraz da bön bir iyimserlikle, gemileri battıktan sonra Pasifik Okyanusu’nda ıssız bir adaya sığınan üç İngiliz gencinin, Büyük Britanya uygarlığının oldukça başarılı bir küçük örneğini nasıl yeniden kurduklarını anlatır. Golding’in Sineklerin Tanrısı’nda da bir mercan adası ve İngiliz çocuklar vardır. Ama altı ile on iki yaş arasında olan bu çocuklar, gelecekteki atom savaşı sırasında, güvenilir bir yere götürülmek üzere bindikleri uçak bir saldırıya uğradığı için bu mercan adasına düşmüşlerdir. Ve bu mercan adasında olup bitenler, Ballantyne’ın romanında olup bitenlere hiç mi hiç benzememektedir
Sineklerin TanrısıWilliam Golding · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202597,5bin okunma
Beynimizin aşk'a düştüğü yer...
Puan vermedi·152 syf.··
Beğendi
·
2026 75. kitabı
·
15 saatte okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 21:37
Bugüne kadar aşkı hep kalbe yakıştırdık. Kalp kırıldı, kalp sevdi, kalp özledi dedik. Oysa Serkan Karaismailoğlu , yıllardır kalbin omuzlarına yüklediğimiz bu duygunun izini sürerek bizi beynin karmaşık koridorlarına götürüyor. Aşk, yalnızca hissettiğimiz bir duygu değil; beynimizin kurduğu muhteşem bir organizasyon. Milyarlarca insan arasında neden bazıları bize sıradan gelirken, biri bir anda bütün düşüncelerimizin merkezine yerleşiyor? Serkan Karaismailoğlu bu soruya romantik cevaplar vermiyor. Onun yerine nöronları, sinapsları, hormonları ve beynin görünmeyen çalışma sistemini anlatıyor. Ama bunu yaparken bilimi soğuk bir bilgi yığınına dönüştürmüyor. Tam tersine, insanın kendisini anlatıyor. Çünkü beynin işleyişini öğrenirken aslında kendi davranışlarımızın, seçimlerimizin ve duygularımızın kökenine de yaklaşıyoruz. En çok hoşuma giden şey, kitabın aşkın büyüsünü bozmaması oldu. Bilimsel açıklamalar çoğu zaman duyguların sihrini azaltır diye düşünülür. Fakat burada tam tersi bir durum var. Bir insanı gördüğümüzde beynimizde gerçekleşen o olağanüstü hareketliliği öğrenmek, bana aşkı daha sıradan değil, daha hayranlık uyandırıcı gösterdi. Belki de aşkı özel yapan şey, açıklanamaması değil; açıklanabildiği hâlde hâlâ insanı şaşırtabilmesidir. Aşktan Önce yalnızca aşkı değil, insan olmayı anlamaya çalışanların okuyabileceği bir kitap. Kalbim sevdiğini sanıyordu. Meğer bütün hikâyeyi sessizce beynim yazıyormuş. "Aşkı hissetmek başka, aşkın beynimizde nasıl filizlendiğini görmek bambaşka bir deneyimmiş." 2.ci kitap olan Aşktan Sonra kitabıyla görüşmek dileğiyle keyifli okumalar ve aşk dolu günler dilerim
Aşktan ÖnceSerkan Karaismailoğlu · Ortapia Yayınları · 2026305 okunma