Söz konusu müstağni tavra, kamuoyuna da mâl olan, ciddi itiraz İskenderpaşa dergâhı şeyhi ve ilahiyat profesörü M. Esad Coşan'dan gelmiştir. Erbakan'ı parti liderliğine dergâhın kendinden önceki şeyhi ve kayınpederi olan Mehmet Zahid Kotku'nun getirdiğini, dolayısıyla parti hareketinin tekkenin fonksiyonlarından biri olduğunu ifade eden Coşan, hakiki liderliğin esasen kimde ve hangi kurumda olması gerektiğini bu argümanlarla ilan edecektir. Üstelik Coşan İslami bir hareketin başında politikacıların değil "peygamber varisi âlimlerin" olması gerektiğini düşünmektedir. "Kayıtsız" tavrına karşı bir teklif olarak sunulan "âlimler meclisine" mukabil Erbakan'ın "şura kurup da başıma hocalar belasını mı alayım" dediğini ileri süren Coşan, Millî Görüş'ün kesinlikle bir "cihat karargahı", Erbakan'ın da bir "cihat emiri" olmadığını belirtecektir. Bu neticenin benzerine Coşan'dan yaklaşık on yıl önce Necip Fazıl tarafından Rapor'unda temas edilmiş; Erbakan'ın hilafet ve biat talebinden ayıplama ve kınama üslubunda bahisle, bu durumun en başta Kotku tarafından uygun görülmeyip reddedildiği bildirilmiştir. Millî Görüş'ün "ben merkezci" İslamî hareket teorisi Nurculuk, Süleymancılık gibi büyük geleneksel akımlarca doğal olarak dikkate alınmamıştır.
Şecere Yayınları
Din
"Batı psikolojisi ise insanın manevi tarafını ihmal ediyor. Ya onun varlığını inkar ediyor, ya da onu marazi sayarak yaftalıyor."
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
yine atıldı uzaklığın düğümüne bir ilmek daha a ş k l a r : s ı k ı y ö n e t i m !
Sayfa 36·Kitabı okuyor
y ü r e ğ i m h e r a k ş a m; s ı k ı y ö n e t i m !
Sayfa 34·Kitabı okuyor
"Peygamberim, keşke benim başımı da okşasaydı..."
Yetim görünce ağlardı Bulgaristan'dan İzmir'e gelip de validesi vefat edince, babası bir daha evlenmiş. Abdullah Efendi'nin bir ablası, bir ağabeyi varmış. Uvey anneden de biraz zahmet çekmiş ki, Abdullah Efendi, "Ben yetim büyüdüm" der; bir yetim gördü mü, ağlar, yardım etmeye çalışırdı. Şöyle derdi: Ben yetim büyüdüm. Yetimin kadrini Muhammed Mustafa Salallahü aleyhi ve sellem bilir ve yetimleri severdi. Niçin severdi, çünkü kendisi de bir yetimdi. Allah o büyük zatın pederini, daha annesinin karnındayken almış; sevgili validesini altı yaşındayken almış; dedesi Abdülmuttalib'i sekiz yaşındayken almış; on çocu-ğu olan Ebu Tâlib'in yanında kalmaya mecbur olmuş... "Peygamberim, keşke benim başımı da okşasaydı..." Mekkeliler ona, "yetîm-i Ebû Talib", Ebû Talib'in yetimi der-lermiş. Onun için, o büyük insan, yetimin ne olduğunu, yetimli-ğin ne demek olduğunu bilir... Onun için Medine sokaklarından geçerken, çocuklara selâm verir, yetimlerin başlarını okşar imiş." Dertli kardeşimiz Abdullah Efendi, bu hüzünlü ifadesini, gözyaşları ile şöyle bitirdi: "Ah keşke ben de o günlerde olsaydım da, Peygamberim be-nim başımı da okşasaydı..."
Sayfa 115
Gençlik, gençlik!" dediğin kimler? "Ali Kemal Bey, azizim, kardeşim! Siz kaç kişisiniz ki, böyle gençlik, gençlik diyorsun?" O zaman bana Türkiye'de yeni başlayan İslâmi uyanıştan bahsetti: "Bir Necip Fazıl Bey çıktı. Fransa'da okumuş. Mazisi öyle senin benim gibi değil, dinî kültürü de pek fazla değil. Fakat sırf imanı sayesinde, bir fikir kutbu oldu ve bir gençlik meydana ge-tirdi. Konferansları çok heyecanlı oluyor..."
Sayfa 35