Doğan Macat

Doğan Macat
Avukat
Lisans
İzmir
130 kütüphaneci puanı
320 okur puanı
Temmuz 2017 tarihinde katıldı
Yerli ve Milli Polisiye
7/10
·144 syf.··
2024 7. kitabı
Kitap adından da anlaşılacağı üzere mizahı ön planda tutan bir polisiye. Daha doğrusu Agatha Christie kitaplarının doğrudan parodisi gibi. Kitaptaki dedektifin adı da zaten meşhur dedektif Hercules Poirot göndermesi içeriyor. Kitap parodi olarak dengeli geldi bana. Okumadan önce açıkçası çok cıvık bir şey değildir umarım diye düşünmüştüm ve korktuğum gibi çıkmadı. Yazar amaçladığı şekilde meseleyi çok sulandırmadan mizahını yansıtmış diye düşünüyorum. Ancak bazı okurlar yine de ciddiyetten fazlası ile uzak ve 'boş' bulabilir kitabı. Özellikle yazarın mizah anlayışı hoşuna gitmeyen bir kişinin okurken çok eğleneceğini düşünmüyorum. Polisiye açısından ise aslında o kısmı kafaya çok takmadım okurken. Çünkü büyük gizemi çözmektense karakterler arasındaki absürt diyalogları ve üstün dedektifimizin çok da üstün olmayan muhakeme gücünü okumak keyifli geldi bana. Kitap bu arada yavaş yavaş gizemi arttırarak büyük finale götürüyor hikayeyi tabi ancak dediğim şekilde kitaptan keyif alabilirseniz bir an önce sonuca ulaşayım kaygısına kapılmıyorsunuz. Kitabın en farklı yönü sayfaların sağında, solunda ve hatta bazen tam sayfa olarak verilen sıradışı, gerekli ve gereksiz bilgiler. Mesela bir diyaloğun içinde vatka geçiyor ve yanda vatkanın ne olduğunu açıklayan bir bölüm var veya tam sayfa ev yoğurdunun nasıl yapıldığına ilişkin bir tarif ve ABBA grubunun Waterloo şarkısının çevirisi gibi şeylere rastlıyorsunuz. Ancak bunlar bir şekilde hikayede geçtiği alakasız olsalar da çok da alakasız değiller :). Bunlar dışında kitapta incelemesi keyifli bol bol çizimler de mevcut. Yaklaşık 1-1.30 saatte okunabilecek keyifli bir kitap. Mizahi bir polisiye okumak isteyenlere tavsiye edebilirim.
Edebiyat
Bence Katil Öldürdü - Bir Hercule de Potasse PolisiyesiKurtcebe Turgul · Mundi · 2019284 okunma
Reklam
Ben Şimdi Ne Okudum Serisi 2
1/10
·80 syf.··
2021 66. kitabı
Bu kitaptaki fikirlerini günümüzde açıklasa herhangi bir şehrin meydanında yakılacak olan Schopenhauer, 200 sene önce yaşamanın verdiği rahatlıkla 30 sayfa boyunca kadınlara nasıl sallayacağını bilememiş, hakaretlerini arka arkaya sıralamış. Kendisinin 200 sene önce yaşadığını söylemişken fikirlerinin 1200 sene geriden geldiğini söylemekte fayda var. Bu kitap incelemeye değer herhangi bir fikir barındırmıyor ancak en azından merak edip okumak isteyen varsa belki vaktini kaybetmesini engelleyebilir bu yazı. Kitapta bulacağınız şeyler özetle: - Kadınların zayıf cins ve ikinci tür olduğu - Kadınların zihinsel yahut bedensel olarak büyük işler için yaratılmamış olduğu - Tek görevlerinin çocuk doğurup büyüterek neşeli bir yoldaş olmaları gereken erkeğe itaat etmeleri gerektiği - Kısa-dar görüşlü oldukları, kısa süreli güzellikleriyle erkekleri büyüleyip ömür boyu himayelerine girdikleri, bir veya iki çocuk doğurunca güzelliklerinin de gittiği - Erkekleri ölümlerinden sonra paralarını yemek için araç olarak gördüklerini - Adalet, dürüstlük ve vicdanla ilgili erkeklerden aşağı oldukları - İkiyüzlülük ve riyakarlığın kadınlarda doğuştan olduğu - Desise ve kurnazlığa yatkın oldukları ve iflah olmaz yalancı oldukları - Sahtelik, sadakatsizlik, hainlik, kadirbilmezlik ve daha nice kötü özelliklere sahip oldukları Buraya kadar okuduysanız bu kitabı da okumuş sayılırsınız. Kitabı okurken erkek halimle bu kadar rahatsız oldum kadın olsam ne hissederdim diye düşündüm ancak kadın erkekten ziyade insan olan herkesi rahatsız edecek düşünceler bunlar. Hep olumsuz şeyler söyledim, biraz da bu kitapla neler yapılabilir ona değinmek lazım: - Bir daha görüşmek istemediğiniz bir insana önerebilirsiniz - Kadınlara karşı kurduğunuz terör örgütüne manifesto yapabilirsiniz - Afganistanda mevki
Felsefe
Aşka ve Kadınlara Dair (Aşkın Metafiziği)Arthur Schopenhauer · Say Yayınları · 202016,8bin okunma
Ben Şimdi Ne Okudum Serisi 1
4/10
·112 syf.··
2021 46. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2021 15:46
İthaki yayınlarının kapsül serisi, kısaca tabir etmek gerekirse değişik bir seri. Hepsi bir takım ödüller almış olan novellalardan oluşan serinin okuduğum iki kitabı fena değilken, diğer ikisini o meşhur videodaki başaramadık abi diyen kırmızı şortli kardeşimizin boynu büküklüğüyle okudum. Bu kitap da onlardan birisi. İçerinin Haritası, Bram Stoker En İyi Novella Ödülü diye bir ödül almış. Ödül ne şartlarda veriliyor, kaç eser değerlendiriliyor bilmiyorum ama ödülü alan buysa diğerleri neydi diye düşünüyor insan (Ben tırt bir okuyucu da olabilirim). On beş yaşındaki bir gencin bir gün evde babasının hayaletini görmesi ile -ya da gördüğünü sanmasıyla- başlayan ve takip eden günlerde yaşanan olayları okuyoruz. Kızılderili gelenekleri ve motifleri önemli yer tutuyor bu hikayede. Sembolik, felsefi, psikolojik öğelerle dolu bir karmaşaya dönüyor sonra durum. Yine yazarın ne anlattığını anlamak için cebelleşmeniz gereken bir kitap. Anlatımdaki kopukluklar ve kafamda somutlaştıramadığım olaylar çok kez kitaptan dikkatimin uzaklaştığını fark etmeme sebep oldu ve bu sebeple keyif alamadığımı söyleyebilirim.
İçerinin HaritasıStephen Graham Jones · İthaki Yayınları · 2021144 okunma
8/10
·168 syf.··
2021 30. kitabı
Dümdüz akan ve size daha önce görmediğiniz hiçbir şeyi vadetmeyen, 'oku ve geç' tarzında bir kitap. Bunlara rağmen akıcılığı, sade dili ve kısa bölümleriyle birkaç saatte kendini okutturuyor. Hayvanların ana karakterler olduğu kitaplara çok rastlanmıyor, özellikle de böyle kan ve intikam dolu bir hikaye barındıran tarzda. O açıdan ilgi çekici ve keyifli. Yorucu okumalardan sonra soluklanmak için tercih edilebilir.
KurucularDaniel Polansky · İthaki Yayınları · 2021186 okunma
Puslu Aforizmalar Atlası
7/10
·215 syf.··
2021 24. kitabı
İnceleme kitaptan çok kendi düşüncelerimle ilgili aslında. Bu kitap sonunda benim için bir aydınlanma ve kabullenme eşiği oldu: Yakın dönem ya da günümüz Türk Edebiyatı'nın bilinen yazarları ve kitapları beni tabiri caizse 'sarmıyor'. Emrah Serbes, Hakan Günday, Latife Tekin, Murat Menteş, hepsi bende genel olarak aynı düşünceleri uyandırdı. Bu fikirlerimi paylaşmam ise bu kitaba denk geldi. Bir kitapta, bir filmde ya da oyunda artık en katlanamadığım durumlardan birisi anlatılan şeyin olabildiğince bulandırılarak, saklanarak, 'artık okuyan, izleyen ne anlarsa' şeklinde sunulması. Nihayetinde bir sanat türü olan edebiyatta üslup, yazarın kalemi, anlatış biçimi tabii ki önemlidir. Ancak sürekli bir üstü örtüklük, belirsizlik, bitmeyen ters köşeler beni kitaptan oldukça soğutuyor. Ben bunu yazarın anlatacağı şeyin ilgi çekiciliğine veya kendi yaratıcılığına güvenmemesine bağlıyorum. Düşünmeye veya satırların arasındaki gizemleri çözmeye üşenen biri değilim ancak bu iş zorlama yapılıyor gibi hissedince ilgim kayboluyor. Latife Tekin ve Hakan Günday benim için bu konunun örneklerinden oldular. Bir diğer hoşuma gitmeyen durum kitapların adeta Facebook ana sayfasına benzemesi. Aforizmalar, özlü sözler, fiyakalı laflar alabildiğine üstünüze yağıyor. Yahu tamam her lafınız mı şekilli olmak zorunda, normal hayatta hiç mi normal cümle kurmuyorsunuz diyesim geliyor. Bir süre sonra üstünüze boca edilen beylik laflar beni yine kitaptan soğutuyor. Bu konuda özellikle bayrak taşıyansa benim için Murat Menteş oldu. Son olarak bir şekilde bu kitaplar bana yapay geliyor. Sanki esinlenildikleri bir şeyler var ve ancak o şeylerin cılız bir gölgesi gibiler. Edebiyat duayeni değilim ama sıradan bir okur olarak bana düşündürdükleri bunlar. Daha Murat Menteş'in, Hakan Günday'ın ve Alper
AzilHakan Günday · Doğan Kitap · 202411,3bin okunma
Reklam