Genç ve esmer kız artık dinlemiyor; büyük ve siyah gözlerini büyükninesinin arkasındaki pencereden görülen nisan göğünün mavi beyaz aydınlığına dikmiş, hayal ediyordu. Hakikaten seksen sene evvel kadınların mesut olmaları lazım geliyordu. Kendileri, yeni nesil okudukça, anladıkça, erkeklere yaklaştıkça ilkel kadınlıklarından, dişilikten uzaklaşıyorlar, ruhlarda bir isyan, bir ihtilal tutuşuyor, eski kadınlığın mutluluk zevkine vesile saydığı dişilik kayıtları kendilerine ateşten ve demirden bir zincir gibi geliyordu. Hususi bir mabet gibi sessiz ve meçhul duran evlerine hapishane gözüyle bakıyorlar, siyah çarşafları, kalın peçeleri ezici, soldurucu, vahşi, merhametsiz esaret örtüleri görüyorlardı. Fakat haksız mıydılar? Mademki "gelişme"den sakınmak mümkün değildi ve gelişmeyse mutlak değişmek, mutlaka eskiye benzememekti, o halde asırlarca evvelki Türk kadınlığı da ilkel halinde kalamazdı. Kuklalıktan, bebeklikten, masumiyetten, kısacası dişilikten çıkacak, hakiki kadın haline gelecek, erkeklere üstün gelmese bile eşit bulunacak, bütün manasıyla insan, insan, insan olacaktı...