"İçim sevecenlikle doldu. Kitabın kahramanı ben olacaktım ama elbette maskelenmiş olarak. Adım Elaine olacaktı. Elaine. Harfleri parmaklarımla saydım. Esther'de de altı harf vardı. Uğurlu bir rastlantıydı bu." (Esther Greenwood)
Sylvia Plath, Amerikan edebiyatının önde gelen kadın yazarlarından biri. 1932'de Boston'da doğan Plath'in edebiyat çevrelerince tanınması ne yazık ki ölümünden sonra gerçekleşti. Ölümüyle simgeleşen yazarlardan biri olarak gününüzde eserleriyle varlığını sürdürmeye devam ettiğini ve tüm dünyada geniş bir okur kitlesine ulaştığını söylemek mümkün.
Değeri hemen herkes tarafından henüz hayattayken pek bilinmedi Plath'in. Kendi ailesi, arkadaş çevresi ve sevdiği erkekler tarafından birçok kez kırılan, aşağılanan ve aldatılan bir kadın oldu ve duygusal bir yapısının da olması sebebiyle hiçbir zaman hayatla güçlü bağlar kuramadı. Her zaman aklında bulunan intihar düşüncesini ise birkaç kez gerçekleştirememesine rağmen, 31 yaşında ve 2 çocukluyken gerçekleştirdi.
Ölümünden henüz birkaç ay önce, farklı bir isimle yayımlatmayı başarabildiği Sırça Fanus isimli bu romanı ise yazardan geriye kalan tek roman. Bunun haricinde şair kimliğiyle de ardında çok başarılı şiirler bırakan Plath'in birkaç öyküsü ve çizimleri de bulunuyor.
Benim Plath'la tanışmam çok değer verdiğim bir kişi sayesinde gerçekleşti. Hayat öyküsünün bir kısmını dinledikten sonra ise kitaplarına koştum hemen. Önce Ariel ve Seçme Şiirler'i okudum. Bu kitabında hayattayken yazdığı şiirlerin birçoğu yer alıyor. Ek olarak, eşi şair Ted Hughes tarafından seçilen bazı şiirler de kitaba sonradan eklenmiş.
Ardından Mary Ventura ve Dokuzuncu Krallık isimli kısa öyküsünü okudum Sylvia Plath'in. Şirlerinden zihnimde kalan kasvetli hava, bu kısa kitabında anlattığı hikâyeyle birlikte biraz daha arttı. Sırça Fanus'u bitirmemin ardından
“Üstelik, bellek ve hayal gücü, ara sıra, yaşamımızın çok önceden geçmiş bir sahnesini sanki dün olmuş gibi öyle canlı bir biçimde gözümüzün önüne getirirler ki, böylelikle bu sahne bize çok yakınlaşır.”
Klasik müzik hakkında bir şeyler öğrenmek için bu kitabı almayı düşünüyorsanız hemen vazgeçin asla parasını hak etmiyor. Çok iyi bestekarlara yer verilmesi ve kronolojik ilerlemesi güzel ama açıklamaları o kadar yetersiz ki. Wikipedia’dan her sanatçıyla ilgili makalenin ilk paragrafını copy paste yapıp basmışlar kitabı. Her sanatçının bir albüm(?)ünü koymuşlar ve önemli parçalarından asla bahsedilmemiş (Bach’ın concertoları yerine St. Matthew’s Passion’ı koymayı tercih etmişler mesela.). Virtüözlere de hiç değinilmemiş (Sadece Glenn Gould’dan bahsedilmiş) ki bu çok büyük bir eksiklik bence çünkü bu besteleri kimden dinlediğimiz de çok önemli aslında. En sevdiğim bölüm aslında hiç sevceyeceğimi düşündüğüm klasik müziğin doğuşu bölümü oldu özellikle Hildegard of Bingen ile ilgili bölüm çok güzeldi. Onun dışında çok eksik kalmıştı maalesef. Operaların konusuna çok az yer sözlerine ise hiç yer verilmemişti ayrıca.
Neyse sonuç olarak bu kitabı almak isteyen biri varsa bence bir daha düşünsün. Merak eden olursa içinde bestekarları kronolojik sırayla atarım internetten kendi araştırabilir eminim çoook daha yararlı olacaktır.