Üzerimdeki deriyi soyar gibi, benliğimle iç içe geçmiş, varlığımın temelinde duran ve ayakta kalmama destek olan bütün istinat duvarlarını ellerimle yıkmaya başlamıştım. Her gün biraz daha yıkıyordum içinde doğup büyüdüğüm odaları. Yaşadıklarımın izlerini siliyordum. Hafızamı sanki yabancı bir işgalci gibi talan ediyordum, hatıramdaki yüzleri kendi tırnaklarımla kanatıp tanınmaz hale getiriyordum ve böylece içten dışa doğru kendi kendime
yabancılaşıyordum.
Düşünceleri toparlamanın yollarından biri insanın sırtüstü uzanmasıdır ama hiçbir şey, seher vakitlerinde, uykudan kalkıldığı an, çalışmaya başlamaktan daha çok zihnin kilitlerini açmaz çünkü o vakitte nefis henüz dikkat dağıtıcı eğlencelerle, maişet kaygılarıyla veya benzeri şeylerle dağıtılmamıştır.
En çok boş vakti olanlar, çoğu zaman yapmak zorunda olduklarını yerine getirmeye en az vakti olanlardır çünkü çalışacak zamanım yok diye şikayet etmek, tembellik ve çabadan kaçma itirafıdır.
Bazı sabahlar aslında sabah olmuyor.
Biz sadece saatlere bakarak o vakte sabah diyoruz ama gerçekte sabah
değil. Sabah demek içinde hiç olmazsa küçücük bir umut barındıran
zaman demektir. Umut yoksa da heves vardır. İkisi de yoksa o vaktin adına
neden sabah diyelim, gecenin devamı deyip geçeriz.