Bir demokraside, hükümet dediğin halktır.
Selçuk ERENEROL
" Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir. " Mustafa Kemal Atatürk, 1930. " Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle Türk olunur. " 1924 Anayasası, Madde 88 " Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür. " Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Madde 66
Sayfa 1·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Diyalektiğin tarihi
Yunanca dialectikē ​​kelimesinden türetilen ve kabaca konuşma veya tartışma sanatı anlamına gelen, daha doğru bir ifadeyle ikiye bölerek akıl yürütme anlamına gelen bu yöntemin mucidi olarak Aristoteles, ünlü paradokslarında (en bilineni hareket paradoksu) kullandığı Elealı Zeno'yu göstermiştir. Bu paradokslar, Elealı kozmolojiyi reddetmesinden sezgisel olarak kabul edilemez sonuçlar çıkararak haklı çıkarmayı amaçlıyordu. Ancak terim, ilk olarak belirgin bir felsefi bağlamda, Sokrates'in tartışma biçimine veya elenchus'una uygulandı; bu yöntem, retorik başarı uğruna yapılan tartışma tekniği olan Sofistik eristikten , Sokrates diyaloğunun tarafsız bir şekilde gerçeği arama yönelimiyle ayrışıyordu . Platon'un kendisi de diyalektiği en üstün felsefi yöntem ve bilimlerin "temel taşı" olarak gördü; hem fikirlerin cins ve türlere göre tanımlanmasını (mantığın temeli) hem de tek bir ilke, İyiliğin Biçimi ışığında birbirleriyle bağlantılarını (metafiziğin temeli) belirtmek için kullandı. Aynı anda diyalektik, ebedi olana – evrensel ve zorunlu olarak kesin olana – erişim ve onay aracıydı ve bu Formlar veya Fikirler, diyalektik uygulamasının gerekçesiydi. Batı felsefe geleneğinin bu başlangıç ​​anında, köktencilik, klasik rasyonalist bilgi kriterleri ve diyalektik ayrılmaz bir şekilde birbirine bağlıydı. Aristoteles'in Topikler'inde sistemleştirdiği diyalektik hakkındaki görüşü ise çok daha az yüceydi. 21 Çoğunlukla onu, Analitikler'de açıkladığı mantıksal akıl yürütmeye sadece bir hazırlık olarak görüyordu ; muhataplarının onayını almak için gerekliydi, ancak yalnızca olasılıksal öncüllere dayandığı için bilimsel bilginin kesinliğinden yoksundu. Ancak bu sonuncusu, ilahi olana katılmamızı sağlayan nous veya entelektüel sezgi ile tümevarımın tamamlanmasına bağlıydı; yani
Madde:22. Başka algılar (idrakler) arasında bulunan ayrılık
Bütün idrakler ruha sinirler aracılığı ile gelirler. Ve onlar arasında şu fark vardır ki, bazılarını duygularımıza çarpan dış nesnelere atfediyoruz, bazılarını bedenimize veya bedenin bölümlerinden birine ve en sonra da bazılarını ruha atfediyoruz.
Sayfa 20·Kitabı okuyor
72 Büyük Günah:
1- Haksız yere adam öldürmek. 2- Zinâ etmek. 3- Livâta etmek. 4- Şerâb ve her türlü alkollü içkileri içmek. [Birâ içmek harâmdır.] 5- Hırsızlık etmek. 6- Keyf için, uyuşturucu madde yimek ve içmek. 7- Başkasının malını cebren almak. Ya'nî gasb etmek. 8- Yalan yere şehâdet etmek. [Yalancı şâhidlik]. 9- Ramezân orucunu, özrsüz, müslimânların önünde yimek. 10- Fâiz alıp-vermek. 11- Çok yemîn etmek. 12- Anaya-babaya âsî olmak, karşı gelmek. 13- Mahrem ve sâlih akrabaya sıla-i rahmi [ziyâreti] terk etmek. 14- Muharebede, harbi terk edip düşman karşısından kaç-mak. 15- Haksız yere yetîmin malını yimek.
Sayfa 173 - Büyük Günahlar Çokdur: [Yetmişiki büyük günâh şunlardır.]·Kitabı okudu
Günah
10 Ekim 1945
Gözlerine bakarken güneşli bir toprak kokusu vuruyor başıma, bir buğday tarlasında, ekinlerin içinde kayboluyorum... Yeşil pırıltılarla uçsuz bucaksız bir uçurum, durup dinlenmeden değişen ebedi madde gibi gözlerin: Sırrını her gün bir parça veren fakat hiçbir zaman büsbütün teslim olmayacak olan...
Sayfa 23 - De Yayınevi·Kitabı okudu