Hey koca dünya nasıl avucumuzdasın Nasıl da parlıyorsun ey gözleri maden Çözdüğüm bütün bulmacalardan zorludur yüreğin Elbette kırlardan gelecekler kırlardan Kırlardan gelecekler ellerinde sümbülteber Ey güzelim sümbül ve teber ey canım Gördüğüm sanki o değildi Sanki kuşlar albümünden bir maden Turgut Uyar
Şiir
George Carlin
"Aşırılığa kaçan şeyleri seviyorum. Ölçüsüz davranışları seviyorum. Ölçüsüz dili. Ölçüsüz şiddeti. Bu eğlenceli. İlginç. Heyecan verici. Tabiat azgın olduğunda bu hoşuma gidiyor. Bu yüzden doğal afetleri de seviyorum. Meydana gelen doğal afetler. Lanet olsun, çok seviyorum. Gerçekten kendimi alamıyorum. Doğa çıldırdığı zaman, etraf dağıldığında, insanlar korkup, mülke zarar geldiğinde inanılmaz derecede mutlu oluyorum. Olaya şöyle bakıyorum. Yüzyıllardır insanoğlu elinden geleni yaptı. Yıkmak kirletmek ve doğanın düzenini bozmak. Ağaç kesme, maden ocakları, atmosferi zehirleme, okyanus balıkçılığı, nehirleri ve gölleri kirletme. Bataklık ve akiferleri kurutma. Şimdi de doğa da karşılığını alıyor. İnsanoğlu afetlerle kafasına darbe yiyor, hayaları tekmeleniyor. Bu hoşuma gidiyor. Ne olursa olsun insanoğluna karşı gram acıma duymam ben."
Sevmek
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sendedir mahzen-i esrâr-ı muhabbet sende, Sendedir maden-i envâr-ı fütuvvet sende, Gizli gizli dahi vardır nice hâlet sende, Ma'rifet sende ,hüner sende ,hakikât sende . Nazar etsen yer ü gök düzah u cennet sende, Arş u kürsi ü melek sendedir elbet sende .. Hoşça bak zatına kim zühde-i alemsin sen Merdüm-i dide-i ekvân olan ademsin sen ... Şeyh Galip
Funda'dan...
​"Kadınlar hep aynı" cümlesi, dünyayı sadece tek bir renkten ibaret sanan kör bir bakış açısının, kendi sığlığında boğulma itirafıdır. Hayır, biz aynı değiliz. Cinsiyetimiz bir ortak payda olabilir ama isimlerimiz, cisimlerimiz, niteliklerimiz ve niceliklerimiz uçsuz bucaksız birer okyanus gibi birbirinden farklıdır. ​Bugün, sırf popüler kültürün ve dijital dünyanın ucuz algı oyunlarına kapılıp, edebiyatın ve düşüncenin kalesi olması gereken 1000Kitap gibi platformlarda bile porno yıldızlarını andıran profil fotoğraflarıyla var olmaya çalışanların yarattığı o illüzyon, hiçbirimizi bağlamaz. Kitapların kokusunu, bedenin teşhiriyle takas eden o akıl tutulması ve ahlak erozyonu, yalnızca sahibinin sığlığını gösterir; bir cinsiyetin pusulası olamaz. ​Unutulmamalıdır ki; her parlayan şey altın olmadığı gibi, her kararan toprak da değersiz değildir. ​Herkesi aynı kefeye koyup tartmaya kalkanlar, önce ellerindeki terazinin doğruluğundan şüphe etmelidir. Vitrinini ucuzlatanlarla, ruhunu kelimelerle zenginleştirenleri bir tutmak; sarraftan anlamayan bir nadanın, altın ile bakırı aynı maden sanmasından farksızdır. Bakır da parlar, ama oksitlenip yeşermesi ve değerini kaybetmesi an meselesidir. Altın ise çamura da batsa, dijital dünyanın dezenformasyonuna da uğrasa, o asil ve ağır duruşundan asla ödün vermez. ​Bizler ne birer şablona sığarız ne de birilerinin zihnindeki o tek tipleştirilmiş "kadın" figürüne. Bizi aynılaştırmaya çalışan o ilkel zihniyete inat; niteliğimizle, fikrimizle ve edebiyatımızla buradayız. ​Herkesi aynı kefeye koymadan önce, gözünüzdeki o sığ perdeyi kaldırın: Ve altını bakırdan iyi ayırt edin. Çünkü biz, sizin kolayca harcayabileceğiniz o ucuz madenlerden değil; işlendikçe değerlenen, okundukça derinleşen asıl cevherleriz. HEPİMİZ DEĞİL, ÇOK AZIMIZ
Film önerileri ve düşündürdükleri...
Ayşen Şahin (Aksakal) En çok tek mekanda geçen filmleri severim. Ortam değişmeden bir konu anlatabilmek için en az 90 dakika tartışılmaya değer bir konu, o tartışmayı dinlemeye değer kılan bir metin ve izlemeye değer kılan çok iyi oyunculuklar gerekir. Bu tek mekan filmleri genelde bir felsefi tartışma ya da ezber bozma üzerine olur ve roller dengeli dağılır. Bir kült olan "12 Angry Men"i bilirsiniz. 1957 yapımı bu film farklı karakterlerdeki mahkeme jürisinin "makul şüphe" üzerinden bir genci idama göndermek ya da beraat ettirmek arasında 180 derece değişen kararları üzerine kurulu ahlaki bir tartışmanın sahneye yansıması. Tüm film 8 numaralı jürinin "Peki ya?.." sorusunu sorması ve tartışmayı açması üzerine kurulu. Bir diğer kült film de 2007 yapımı "The Man From Earth". Taşınan profesör arkadaşları John Oldman'ı uğurlamak üzere bir araya gelen 7 akademisyen, meslektaşlarını taşınma nedeni üzerine açıklama yapması için zorlayınca on dört bin yaşında olduğunu öğrenirler. Biyoloji, sanat tarihi, ilahiyat, antropoloji, arkeoloji, tarih gibi uzmanlıkları olan misafirler kendi alanlarındaki bilgileri ile bunun imkânsız olduğunu ispatlamaya çalışsalar da Oldman'ın cevapları bunun gerçek olabileceğini gösterir. Özellikle dinlerin ortaya çıkışını izahatı, tüm akademisyenleri dehşete düşürür. Senaristi Jerome Bixby'nin 38 senede tamamladığı, sinemanın en entelektüel işlerinden biri olarak tarihe geçen film, izleyiciye 89 dakika boyunca şu soruyu sordurur: "Peki ya?.." 2012 yapımı "Le Prenom"da #306668211, evde bir eş-dost yemeğinde geçer. Vincent, doğacak çocuğuna Benjamin Constant'ın 1816 tarihli aynı adlı romanının kahramanı olan Adolphe'un adını vermek isteyince yemeğin seyri değişir. Tartışmalar, yazılışı farklı olsa da bir çocuğun
Dizi/Film
Öldüm, maden oldum; öldüm, bitki oldum; öldüm, hayvan oldum; öldüm, insan oldum…
Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî

Vakur Çayseven

@Teeliebhaber
·
(...) Yeniden doğmak isteyenin, ölmeye hazırlıklı bulunması gerekir...
Sayfa 164 - İçte ve Dışta, Can yayınları
Sır