Dinden bağımsız da ahlak olur
Türkiye’de kimse, ahlakın dinin tekelinde olmadığını bilmez. Çünkü çocukluktan itibaren, din ve ahlak konuları, okuldaki derslerde dahil olmak üzere, paralel öğretilir! Adı üstünde: “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” dersi. Sanki ahlak kavramı tektanrıcı dinlerle birlikte ortaya çıkmış gibi uydurma bir ahlak tarihi anlatılır çocuklara. Oysa ahlak, yazılı kaynaklara göre, tektanrıcı dinlerin ortaya çıkmasından binlerce yıl önce, yazılı kaynakların ötesine de geçecek olursak, muhtemelen on binlerce yıl önce zaten vardı. Sadece genel olarak ahlak değil, tektanrıcı dinlerin bazı ahlaki değerleri de bu dinler ortaya çıkmadan önce zaten vardı. Daha yakın bir geçmişe bakacak olsak bile, MÖ 5 ve 4. yüzyılda, yaklaşık 2400 yıl önce yaşamış olan Platon, Aristoteles ve Epikuros gibi Antik Yunan filozofları, tektanrıcılıktan tamamıyla bağımsız olarak, adalet üzerine, ahlak üzerine, iyilik üzerine, erdem üzerine, dostluk üzerine yüzlerce sayfalık kitaplar yazmışlardı. Bu dönemde Musevilik Ortadoğu’da ufak bir coğrafya ile sınırlı bir azınlık diniydi ve Antik Yunan’daki egemen din değildi; çoğu filozofun bu dinden haberi bile yoktu. Hıristiyanlık ve Müslümanlık ise daha ortaya bile çıkmamıştı; Hıristiyanlık Platon’dan yaklaşık 400 yıl sonra, Müslümanlık da Platon’dan yaklaşık 1000 yıl sonra ortaya çıktı. Platon, Aristoteles, Epikuros gibi filozoflar Musevi, Hıristiyan veya Müslüman değildi; ancak ahlak, adalet, iyilik, erdem, dostluk üzerinden bir yaşam biçimi ortaya koymuşlardı. Tektanrıcı bir kültürde yetişen birçok filozof ve düşünür için de aynı şey geçerlidir. Hume, Marx, Sartre, Russell gibi düşünürler, dindar olmadıkları halde, dinsiz oldukları halde, Tanrı’ya da inanmadıkları halde, adalet üzerine, eşitlik üzerine, ahlak üzerine, iyilik üzerine yıllarca düşünmüşler, bu
BREZİLYA'DA NE OLDU? Avusturyalı yazar Stefan Zweig, 1941 yılında Brezilya'yı "ge­ leceğin ülkesi" olarak tanımlamıştı. Ancak izleyen yıllarda yaşa­ nan askeri darbeler ve uygulanan neoliberal politikalar, ülkede zenginlerle yoksullar arasındaki gelir farkını giderek büyüttü. 21. yüzyıla gelindiğinde ise bu eşitsizlik tablosunu değiştirme iddiasıyla Luiz Inacio Lula da Silva siyaset sahnesine çıktı.1 Lula da Silva ya da "Lula", 1945'te Brezilya'nın kuzeydoğu­ sunda, yoksul bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Çocukluğunu yoksulluk içinde geçirdi, genç yaşta çalışmak zorunda kaldı. Sao Paulo' da fabrika işçisi oldu ve işçi hareketleriyle tanıştı. Za­ manla sendika lideri olarak öne çıktı; işçilerin daha iyi ücret ve çalışma koşulları için yaptığı büyük grevleri örgütledi. 1980'de, aydınlarla birlikte İşçi Partisi'ni (PT) kurdu. Bu parti, işçilerin, köylülerin, öğrencilerin ve yoksul halk kesimlerinin sesi olmayı hedefledi. Lula yıllarca seçimlerde aday oldu; sonunda 2002' de büyük bir destekle Brezilya Devlet Başkanı seçildi ve 2003-2010 yılları arasında iki dönem görev yaptı. Başkan Lula da Silva ve İşçi Partisi iktidarında Brezilya, ko­ şullu sosyal destekler ve aile çiftçiliği gibi somut projelerle niha­yet on milyonlarca insanın yoksulluktan kurtulduğu ve işsizliğin giderek azaldığı bir döneme girmişti. Lula'mn ikinci başkanlık döneminde, 2 Ekim 2009' da, Uluslararası Olimpiyat Komitesi, 2016 Olimpiyat Oyunları'nı Rio de Janeiro'ya verdi.
Sayfa 25 - Kırmızı kedi yayınevi 2026
Araştırma-İnceleme-Siyaset-Politika
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Knossos ve Minos Kültürü "Akdeniz'in Girit Adası'ndaki Minos uygarlığının MÖ 2000 itibariyle yükselişi Kiklad kültürünü gölgede bıraktı. Merkezi, Girit'in kuzey kıyılarının hemen iç kesimindeki Knossos'tu. Knossos'un (kültürle aynı adı taşıyan) efsanevi kralı Minos'un başkenti ve Theseus mitolojisinde bahsi geçen labirentin bulunduğu yer olduğu ileri sürülür. Knossos'taki saray ve Phaistos, Malia ve Girit Zakros'taki benzerleri ilk olarak MÖ 2000'de inşa edilip tahminen MÖ 1700'de bir depremde yıkıldıktan sonra yeniden inşa edildi. Minos kültürü MÖ 1600'de zirvesindeydi. O zamana kadar Minoslular denizciydi; Mısır ve Kıbrıs'la fildişi, bakır ve diğer değerli maddeler karşılığında yağ ve şarap ticareti yapıyorlardı. Hem hiyeroglif kullanıp hem de hala çözülemeyen Linear A yazısını geliştirdiler, güzel çömlekler -meşhur koyu renk üzerine açık renkli Kamares eşyaları -ve saray duvarlarına tanrıçalar, yılanlar ve kutsal boğalar içeren freskler yaptılar. Her şeyden önce eserlerinde kullandıklan atlayan boğa figürleriyle tanınırlar."
Tarih
Haçlı Barbar Batının Art Niyetli Planı Nedir? Bu konuyu daha önce bugün yazacağım kadar açık ve net yazmadım. Niyet okur Türk yaratılış ahlakı ve görevi gereği zamanı gelen bilgiyi devrim bilinci yerli yerine otursun ve kim kime nasıl, neden, ne amaçla hizmet ediyor anlaşılsın diye haçlı barbar soyguncu soykırımcı yayılmacı batının art niyetli çabasını boşa çıkartan bilgiyi daha ete kemiğe bürünmüş bir şekilde deşifre etmenin zamanı geldi. Dinleri şirk ve siyasete alet eden sapkın haçlı batı vaadediilmiş topraklar yalanını, mesih ve mehdi yalanını bin yıllık kin ve yüz yıl önce ki kuyruk acısı hınç adına evrensel ölçüye uygun döngünün yaşanacağı bir zamana denk gelecek şekilde yapay metafizik algısı oluşturarak, yapay tarih, yalan tarih vb çabalar ile bugün bitme noktasına geldi. Anadolu ata yurdu olarak Türkler tarafından 1971 Malazgirt savaşı ile doğu roma şer imparatorluğundan geri alındı. Bunun intikamını almak için haçlı batı her çağda Türk devletinin içine sızarak Selçuklu devletini dini siyasete alet ederek bitirdiler. O çağın tarikat ve cemaatlerinden Mevlevî tarikatı dini siyasete alet ederek o günkü yıkıma destek verdiği için mevlana celalettin rumi olarak romalı Mevlana olarak dini siyasete alet edenler tarafından sahiplendiler. Mevlana bektaşi Türk kültürünü İstemeyen farisi siyaset anlayışı içinde ki Alaaddin Keykubat vb zihniyetler ile devletin sonunun gelmesini din kullanılarak getirildi. Devleti Ali'ye Osmanlı imparatorluğu denen Yavuz Sultan Selim'in halifeliği İstanbul'a getirmesi sonrası din başka niyetli bir mezhebin etkisi ile yine bektaşi Türk kültürü hefef alınarak orta doğu bataklığı yönetim kültürü Kanuni Sultan Süleyman tarafından misyoner din yayma adına bir yayılmacı anlayış içine girdi. Abdülaziz, Abdülhamit ve Vahdettin çizgisinde
Hayata Dair
Stonehenge yaklaşık olarak MÖ 2000 yıllarında yapılmıştı. Sfenks MÖ 3000 yıllarında yapılmış olmalıydı. Göbeklitepe'nin keşfinden ve ortaya çıkarılmasından önceki en eski anıtsa Malta'daydı ve o da MÖ 3500 yıllarında yapılmıştı. Buna göre Göbeklitepe karşılaştırılabileceği herhangi bir anıta göre yaklaşık olarak beş bin yıl daha yaşlıydı. Rob insanoğlunun yaptığı, yeryüzünün en eski yapıtlarından birine gidiyordu. Belki de en eskisine
Alıntı
1914 yılında Osmanlı Nüfus İdaresi'nin başında Mıgırdıç Efendi adında bir Ermeni vardı. Aynı yıl 1905'te başlayan nüfus istatistiklerinin sonucu açıklandı. Böylece Osmanlı sınırları içinde 1 milyon 294 bin 851 Ermeninin yaşadığı tespit edildi. Fransızlar'ın Van Konsolosu M. Zarceski. 1. Dünya Savaşı öncesinde Türkiye Ermenilerinin nüfusunu yaklaşık 1 milyon 300 olarak göstermiştir. Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde muhafaza edilen ve Venedik'teki Ermeni Saint Lazar manastırı tarafından basılan Ermenice haritanın istatistik bölümünde de Anadolu'da 1 milyon 300 bin Ermeni'nin yaşadığı kaydedilmiştir. Öyleyse 1.5 milyon Ermeni'nin katledildiğine dair iddiaların hiç bir kıymet-i harbiyesi yoktur. Tehcire tâbi tutulan Ermeni sayısı hakkında çeşitli kaynaklarda muhtelif rakamlar verilmektedir. Dahiliye Nezareti'nin Sadaret'e takdim ettiği 7 Aralık 1916 tarihli rapora dayanan Kamuran Gürün 702 bin 900 Ermeni'nin göç ettirildiğini yazıyor. Fakat 2001 yılında Başbakanlık Osmanlı Arşvinde yapılan çalışmaya göre; 9 Haziran 1915-8 Şubat 1916 tarihleri itibariyle tehcire tâbi tutulan Ermeni sayısı 438 bin 758'dir. Bu 438 bin 758 Ermeni'nin ancak 382 bin 148'i iskân edilecekleri yerlere ulaşabilmişlerdir. Yola çıkanlarla menzile varanlar arasındaki 56 bin 610 kişilik fark kaynakta şöyle izah edilmektedir: 500 kişi Erzurum-Erzincan arasında aşiretlerin, 2000 kişi Mardin civarında urbanın, yani Arap aşiretlerinin saldırısı sonucu hayatını kaybetmiş, 5 bin ve daha fazla Ermeni de Dersim bölgesinden geçen kafilelere yapılan saldırılarda ölmüştür. Salgın hastalık sebebiyle yollarda telef olanların sayısı da 25-30 bin kadardır. Genelkurmay ATASE ve Genelkurmnay Denetleme başkanlığı tarafından yayınlanan bir eserde ise kütüğe kayıtlı 987 bin 569 Ermeni'den 413 bin 067'sinin tehcir edildiği
Sayfa 247 - Bilgeoğuz Yayınları·Kitabı okudu
Tarih