En güzel elbiselerinizi bir bostan korkuluğuna giydirip, yanında sünepe bir halde dikilirseniz, yoldan geçen herkesin sizi değil, korkuluğu selamladığını göreceksiniz.
Ben halkım, kalabalıklar, yığınlar, ayaktakımı.
Bilir misin, dünyanın bütün büyük işlerini
benim yaptığımı?
İşçiyim ben, mucidim, dünyanın yiyeceği dünyanın giyeceği
benim elimden çıkar.
Benim, tarihe tanıklık eden seyirci.
Napolyonlarbenden çıkar ve Lincolnler.
Ölürler. ve sonra yeni Napolyonlar ve Lincolnler gönderirim.
Tohum veren toprağım ben, ekilip biçilecek çayır.
Feci rüzgârlar eser üstümden.
Unuturum. En iyilerim iliklerine kadar sömürülüp heba edilir.
Unuturum. Ölümden gayrı her şey gelir başıma ve
Çalıştırıp durur beni; varımı yoğumu feda ederim.
Ve unuturum.
Bazen gürlerim, silkelenirim ve hatırlansın diye birkaç kızıl damla püskürürüm tarihe. Sonra unuturum.
Ben, yani Halk hatırlamayı öğrendiğim zaman,
Ben, yani Halk geçmişten ders aldığım zaman
Ve geçen yıl beni soyanı, beni ahmak yerine koyanı
Artık unutmadığım zaman, işte o zaman
Dünyanın hiçbir yerinde bir konuşmacı çıkıp,
Alaycı bir ses tonuyla veya küçümseyici yapmacık bir gülümsemeyle
İsmimi anıp “Halk” diyemeyecek.
İşte o zaman kalabalıkların, yığınların, ayaktakımının vakti gelecek.
Carl Sandburg
İlişkiler kadınlar için satranç gibidir. Bütün tahtayı önceden okuyabilir ve planlarını ona göre yaparlar. Ne de olsa onlar kraliçe. Bizse kralız, her yöne ancak tek kare ilerleyebiliriz, bütün lanet oyun boyunca savunmadayız. .Laura Lippman
🗒: Batıda, vezir taşına kraliçe denir.