en az benim kadar
mücadele etmeyi bilen birine ihtiyacım var
ayakta kalmanın fazla ağır geldiği günlerde ayaklarımı kucağında tutmaya razı birine
daha ben bile ne istediğimi bilmezken
tam da ihtiyacım olan veren biri
konuşmasam bile
beni anlayan
istediğim bu işte
Olgunlaşmamış sevgi 'Seni seviyorum çünkü sana ihtiyacım var ' der. Olgunlaşmış sevginin söylediği ise 'Sana ihtiyacım var çünkü seni seviyorum ' şeklindedir .
Ne zordu gözlerdeki gülüşlerle başlayan hikâyelerin, o gözlerdeki yaşlarla bitmesi. Kimse öyle olsun istemedi hâlbuki. Ama kederdi. Ama kaderdi… Ve yaşatacaktı yazdığını. Sancıydı… Acıydı. Sevdiğinin ışığında gülümserken, birden kendi karanlığında ağlamaktan daha da acı olanı; bir zamanlar sığınağın olan o ışığın, şimdi başkalarının karanlığını aydınlattığını bilmekti. Onu, başkasına gülerken görmek en çok seni ağlatırdı. Aşk, bir kelimeyle kendini yıkmaktı.
O gider ve sen artık kimseye söyleyemeyeceğin ama herkesin bildiği bir sır olursun. Ellerin seni ele verir; adını duyduğunda titrer. İçin titrer. Nefesin titrer. Bedenin seni ele verir. Hiçbir durakta duramazsın. Yalnızlık gelir boynundan öper. Gözler kalbinin dilidir. Sustuğun her şeyi onlar bilir. Çaresizlik akar paçalarından. İnsanlar birbirinin kulağına fısıldar usulca. “O yasta…” Dedim ya, bedenin seni ele verir. Konuşmasan ne fayda... Dilin sussa bedenin çığlıkta…
Özlersin. Çok özlersin. Ama özlemleri bitirmez özlemeler… Aslında özlenmemektendir bunca özlemek. “Dünde” yarını beklemek, “Bugünde” dünü özlemekle geçer günler. Hiçbir şarkı onu sana getirmez; hiçbir şarkının onu senden götürmediği gibi… İşte yine yalnız, yine çaresizsin. Çocukluğunda da öyleydin. Yalnızlığın ve çaresizliğin yaşı yoktur. Yaşıyorsun; çaresi yok bunun. Dilinde dikenli bir söz kalır, konuştukça ağzını kanatan… “Sevmedi ve gitti. O’na âşık olacaklar kazandı…”
Kaybetmek güçtür bazen. Seni daha güçlü yapar. Kaybetmek güçlüdür bazen. Gücün o güce yetmez. Konuşamadıkların gözlerine dolar. Göze alamadıkların sözlerine. Uzun bir diziymiş gibi başlayan hayat, aslında tek bir bölümde bitiverir. Ömrün nasıl geçtiğini anlayamazsın. Sonra kalbinin sığınacağı bir kalp bulursun. “Kalbim, kalbine sığındı” dersin. Yine seversin. O, aklındaysa dünya
Kadınlar, bazen çocuğudur kendinin. Bu yüzden herhalde ağladıklarında ne kalpleri kırıldı diye ne canları yakıldı diye ağlarlar. Kadınlar ağladıklarında, ekseriyetle "kıyamam ben sana," diye gizlice kendilerine sarılırlar. Yalnız kadınlar kendilerine anne merhameti göstermek mecburiyetinde kalırlar.
Yalnızlıklarına, kadınlıklarına, çocukluklarına, annelerine, hayata... Hep birlikte ne varsa o bütüne ağlanır. Yoksa dizdeki yara ya da kalpteki kırık değildir. Hep kırılmasına ağlanır, hep düşülmesine, hep ama hep aynı şey olmasına... Niyesine ağlanır bunların.
Her bir küçük yara eklendiğide eski izlere, bütün bu yara zincirine ağlanır. Her ağlama bu zincire bir anne sarılmasıdır.
'Gel bakiim sen buraya'dır o, 'nasıl kıymışlar benim güzel kızıma'dır..