Puan vermedi·321 syf.··
2026 59. kitabı
Özlem Maman’ın Bensizlikte Sonsuzluk kitabı, dışarıdan bakıldığında olay örgüsü olmayan, ama aslında insanın iç dünyasında çok yoğun bir “iç olay örgüsü” taşıyan bir metin. Kitapta bir karakterin başına gelen somut olaylardan çok, insanın kendi benliğiyle, hafızasıyla, kayıplarıyla, sevgisiyle ve varoluşuyla yaptığı hesaplaşma anlatılıyor. Merkezde sürekli değişen, dağılan, kendini arayan bir “Ben” var. Bu “Ben”, önce kendini tanımlamak istiyor; sonra tanımladığı her şeyin aslında geçici, kırılgan ve eksik olduğunu fark ediyor. Kitabın ana sorusu yalnızca “Ben kimim?” değil; aynı zamanda “Ben yok olursam benden geriye ne kalır?” sorusu. Yazar bu soruyu hafıza, ego, ölüm, Tanrı, sevgi, özlem ve eksiklik üzerinden derinleştiriyor. Hafıza silinirse insan hâlâ kendisi midir? Sevdiğimiz biri öldüğünde tamamen yok mu olur, yoksa bizde bıraktığı ses, iz, alışkanlık ve duygu olarak yaşamaya devam mı eder? İnsan sadece adıyla, bedeniyle, geçmişiyle mi vardır; yoksa başkasında bıraktığı anlamla da varlığını sürdürür mü? Kitap bütün bu soruları okurun içine bırakıyor. Metnin en güçlü taraflarından biri, “eksiklik” duygusunu çok derinden işlemesi. Kitapta eksiklik sadece acı veren bir boşluk değil; insanı dönüştüren, büyüten ve bazen başka bir bütünlüğe taşıyan bir alan gibi anlatılıyor. Özellikle baba kaybı, kavuşamama, özlem, söylenemeyen sözler ve yarım kalmışlıklar kitabın duygusal merkezini oluşturuyor. Burada kayıp, sadece kaybetmek değildir; kaybedilen kişiyi içinde taşımayı öğrenmektir. Yazar, sevginin bazen kavuşmakla değil, yoklukla da büyüdüğünü gösteriyor. Yazarın hedefi okura hazır cevap vermek değil; okuru kendi içine döndürmek. “Ben” dediğimiz şeyin sabit olmadığını, her gün yeniden kurulduğunu, bazen bir hatırayla, bazen bir acıyla, bazen bir başkasının bakışıyla
Bensizlikte SonsuzlukÖzlem Mama · Mythos Kitap · 20261 okunma
"Sandıkta saklı kocaman bir dünya!"
9/10
·228 syf.·
2026 17. kitabı
Merhaba 1K, iyi geceler! ‎Üslubu; oldukça güzel, samimi bir kitap okudum. Her cümlesiyle, okurun kalbinde, bir tebessüm bırakan, bambaşka tatlar ve bambaşka diyarlara, yolculuklara çıkaran bir eser. ‎ ‎Kitabımızın Olay Örgüsü: ‎Amerika’nın New York şehrinde yaşayan, Mary adlı kadın karakterin, yurt dışından Mevlana Celaleddin-i Rumi'nin şehri olan, Konya’ya adım adım gelişi, serüveni ve hayat hikâyesi, romanın içinde, o kadar tebessümlü ve samimi anlatılır ki; yazarın bu üslubu, okuyucuyu gerçekten, bu güzel hikâyenin içine çekmeyi başarıyor. ‎ ‎Mary, Konya’ya geldiğinde; anneannesinin vefatından sonra, ondan kendisine kalan, maneviyatlı bir emanet olan, sandığın içini açar. Bu sandığın içinde, pırıl pırıl bir kitap vardır. Kitabın içinde; ‎ Hz. Muhammed’in (sav) kıssaları, Mevlana Celaleddin-i Rumi ve Şems-i Tebrizî ’nin hayatları, birbirleriyle ilk kez karşılaşmaları ve birbirlerine karşı saygıları, muhabbetleri yer alır. ‎ ‎Sandıktaki eserin ismi; Mevlâna’nın Kedisi adlı kitaptır. Bu kitapta, günümüzden 800 yıl önce yaşamış, “Müezza” adlı kedi vardır. Müezza, anne bir kedidir. Romanın akışı; Müezza adlı kediye; "intak" (konuşturma) sanatı kullanılarak dil verilmiştir. Bu kedi, insanların hayatlarını, yaptıklarını, merhametlerini, vicdanlarını ve kalplerini sürekli sorgular. ‎ ‎Dünyanın en güzel canlıları olan, kedilere de bir parantez açmak gerekir kitapta; ‎Kediler, hassas ve oldukça duygusal canlılardır. Bir kediye verilen, bir lokma su ya da mama bile, sanki bir şükranla, karşılık bulur gibi hissedilir. ‎ Vicdanın ve merhametin ne demek olduğunu, çoğu zaman onların, sessiz bakışlarında anlarız. Yavrularına karşı; gösterdikleri şefkat ve koruyuculuk ise; hem doğanın, hem de insanın kalbinde, ayrı bir yer edinir. ‎ ‎Müezza adlı kedi ise; “Merhametli insan” ya da “kalpsiz insan” temaları arasında,
1000Kitap
Mevlana’nın KedisiCan Aydoğmuş · İndigo Kitap · 2020580 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·280 syf.··
2026 27. kitabı
Kitabın baş qəhrəmanları narkotik asıllığından əziyyət çəkən gənc bir cütlükdür. Kitabda bir növ onların gündəliyi kimi yazılıb. Kitabın 3 əsas başlığı var, “O və Həvva” , “Həvva və O” və “Həvva və qızı”. Başlıqların ilki oğlanın gözündən, ikincisi qızın, yəni Həvvanın gözündən, üçüncüsü isə adından məlum olduğu Həvva və qızının gözündən yazılıb. Biz kitab boyu oğlanın adını öyrənmirik. Yalnızca Həvvanı və onun ətrafındaki insanları tanıyırıq. Hekayə xarici ölkədə keçdiyi üçün digər obrazların adları da xarici adlardır. Mənim üçün isə bu obrazlar arasından ən yadda qalanı Leo oldu. Leo istər dünyaya baxışı, istər dünyagörüşü, istərsə də fəlsəfə biliyi ilə məni özünə çəkməyi bacardı. Çox təəssüf ki biz kitab boyu onu çox az görürük. Kitabın qısaca çatdırmaq istədiyi mesaj isə, narkotikin nə qədər pis bir şey olduğudur. Lakin klassik mətnlərdən fərqli olaraq, 47-ci xromosom kitabında, yazıçı bizi narkotik aludəçiləri ilə güclü şəkildə empatiya qurmağa sövq etdirir. Həmçinin yazıçı Bizlərə “onlar asıllıdır, onlardan uzaq durmalıyıq” fikrinin əvəzinə “onlarda insandır, onlara əlimizi uzatmalı və onlara yardım etməliyik” firkini aşılamağa çalışır. Mən əsəri bəyəndim, xüsusən ilk səhifələri özünü oxutdururdu. Yeri gəlmişkən, bu roman yazıçının 4-cü romanıdır. O bundan başqa, “Mənim lənətlənmiş dünyam”, “Onu sevməyə məhkumam” və “Qullar” adlı romanlarında müəllifidir. Həmçinin bu kitabı xüsusi qılan bir digər xüsusiyyətdə, kitabın özünə xas musiqi playlisti olmasıdır. Siz onu oxuyarkən, kitabda keçən musiqiləri dinləyə bilərsiz. Kitabın içinə bu musiqilər aiddir: Hi Profile - Harmony Hi Profile - Dead or alive Hi Profile - Mediterranean Hilight Tribe - Free Tibet Relativ - Gayatri Fable - Temple of Light Technical Hitch - Mama İndia Technical Hitch - Reborn Shanti People
47-ci XromosomZiya Səfərbəyov · Əli və Nino Kitab · 201911 okunma
Puan vermedi·368 syf.·
2026 11. kitabı
Birkaç yıl önce mide kanseri sebebiyle aramızdan ayrılan, 2007 yılında Time dergisi tarafından dünyanın en etkili 100 insanı arasında gösterilen Frans de Waal yalnızca önemli bilimsel çalışmalar yapmış bir primatolog değil; aynı zamanda etoloji ve evrimsel biyoloji üzerine yaptığı çalışmaları alan dışı okuyucuya son derece akıcı, anlaşılır ve samimi bir dille aktarabilen çağımızın önemli bilim insanlarından biri. Başta primatlar olmak üzere hayvanların duygu dünyasını, empati yetisini, topluluk ilişkilerini ve ahlak anlayışını anlattığı diğer kitapları ( İçimizdeki Maymun & Hayvanların Ne Kadar Zeki Olduğunu Anlayacak Kadar Zeki Miyiz? ) gibi Mama'nın Son Sarılışı da muazzam bir eser. Eserde, şempanzelerden/bonobolardan fillere, kuşlardan kemirgenlere ve yunuslara kadar uzanan örneklerle De Waal, hayvanların “duygusuz biyolojik makineler” olmadığını örnekler ve deneylerle öyle güçlü bir şekilde gösteriyor ki insan, kitabı okurken bilimin yıllardır bize dikte ettiği kimi fikirleri yeniden tartmak zorunda kalıyor. AMA… Kitabın Sander Yayınları'ndan çıkma Türkçe baskısını KESİNLİKLE AMA KESİNLİKLE tavsiye etmiyorum. (Bildiğim kadarıyla başka bir çevirisi de henüz yok. Umarım Metis Yayınları bu son derece değerli esere el atar.) Gülsüm Arıkan’ın çevirisi gerçekten FELAKET seviyesinde. Sorun yalnızca birkaç kötü tercih değil; terminoloji bilgisi, bağlam okuması ve Türkçe sentaks ciddi şekilde dağılmış durumda. Öyle ki “nuclear family” ifadesi, “çekirdek aile” yerine “nükleer aile” olarak bırakılmış; sırf bu bile çevirmenin metne yaklaşımın ne denli mekanik ve metnin bağlamından kopuk olduğunun çarpıcı bir örneği. “ötücü kuşlar, yavrularının” ifadesinin “ötücü kuşlar, civcivlerinin” diye çevrilmesi ise çevirmenin, biyolojik/zoolojik terminolojiye hâkimiyet eksikliğini açıkça gösteriyor; çünkü burada mesele yalnızca kelime değil,
Evrim
Mama'nın Son SarılışıFrans de Waal · Sander Yayınları · 202025 okunma
7/10
·304 syf.··
2026 17. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2026 22:06
Bizim içimizden ,bizden olan bir durumu ilginç bir şekilde kaleme alan Michael Ende'nin kitabı "Momo" ile burdayım. Kitap ilgi çekiciydi ve çok akıcıydı.Fakat sonu beklediğim kadar ilgi çekici,şaşırtıcı bitmedi yani kısaca sonu beni tatmin etmedi.Ama genel olarak baktığımda sevdiğim bir kitap oldu diyebilirim.Konusuna gelecek olursak Bir gün nereden geldiği belli olmayan, sahipsiz bir çocuk şehirde bulunan eski bir amfi tiyatroda yaşamaya başlar. Bu çocuğumuzun ismi Momo. Çevrede bulunanlar momo'yu çok sever onu korumaya onun ihtiyaçlarını ellerinden geldiğince karşılamaya çalışırlar. Momo'nun kendisinin de açıklayamadığı bir özelliği vardı. O çok iyi bir dinleyiciydi. Öyle ki hiçbir şey anlatmak istemeyenler bile momo'nun yanında birden çözülür Aklına gelen her şeyi diline dökerdi. Şimdi belki diyeceksiniz ki bunun ne önemi var ya da bunu neden anlattın? Bir gün Duman adamlar adında ne insan ne de başka bir varlık olan bazı canlılar ortaya çıkar. Bu canlının amacı insanların zamanlarını çalmaktı. Ve bunu başardılar da. Fakat hiç istemedikleri bir durum daha doğrusu bir kişi vardı karşılarında.Momo... Mama onların işini bozuyor zamanını çaldıkları insanları geri eski yaşamlarına döndürüyordu ve bu durum onların istediği bir şey değildi. Yavaş yavaş bütün insanlar tüm işlerini çabucak bitirip zaman tasarrufu etmeye başladı fakat artık Kimse eskisi gibi hayatından zevk almıyordu. Bir gün momo bir kaplumbağa gördü kaplumbağanın sırtında beliren yazıyla mama onu takip etmeye başladı. Tabii ki Momo kaplumbağayı takip ederken aynı anda momoyu takip eden Duman adamlar vardı. Mumu hiç bilmediği garip bir yerde buldu kendini. Zamanın bekçisi Hora Usta'nın yanına gelmişti. Peki ne olacaktı Hora Usta ve Momo insanların zamanlarının çalınmasını engel olabilecek miydi? Yapabilecek
MomoMichael Ende · Pegasus Yayınları · 201782,3bin okunma
Bir Zaman Kaybının Hikâyesi...
3/10
·88 syf.··
2026 35. kitabı
·
31 saatte okudu
·
Okunma: 02 Mayıs 2026 22:29
Bu yıl okuduğum, bana göre en tahammül edilemez kitaplardan biri! Daha ilk sayfalarda metinle aramda kurulamayan bağ, ilerledikçe bir mesafeye değil, açık bir kopuşa dönüştü. 85 sayfalık bir kitapta ilk 30 sayfayı “sabret, birazdan açılacak” umuduyla geçirmek zaten başlı başına bir sorunken, metnin geri kalanı her sabrın sonunun selamet olmadığını apaçık ortaya koydu. Okurla kurması gereken ilişkiyi daha en baştan kaybeden bir metnin, sonradan bunu telafi edebilmesi pek mümkün değil; burada da tam olarak olan buydu. Metin boyunca tekrar eden bir ruh hali var: bitmek bilmeyen bir memnuniyetsizlik, sürekli kendini yineleyen bir iç sıkıntısı ve neredeyse refleks hâline gelmiş bir sızlanma dili. Bu, derinlikli bir varoluş sancısı değil; daha çok yüzeyde dolaşan, kendi etrafında dönüp duran bir huzursuzluk. Üstelik bu zayıf duygusal omurga, nesne betimlemeleriyle doldurulmaya çalışılmış. Masa, sandalye, parke, tabak… Bitmek bilmeyen bir eşya envanteri. Ancak bu detaylar dünyayı zenginleştirmek yerine metni ağırlaştırıyor; çünkü arkasında gerçek bir anlam, bir duygu yoğunluğu ya da karakterle kurulan organik bir bağ yok. En temel problem ise şu: ortada ne doğru dürüst bir hikâye var ne de tutunabileceğim bir karakter. İnsan zihni boşlukla değil, anlamla beslenir; burada ise boşluk bile yeterince sahici değil. Okur olarak ne bir dönüşüme tanık oluyorum ne de bir içsel yolculuğa dahil ediliyorum. Geriye sadece zaman kaybı hissi kalıyor. Açık konuşayım: Bu kitaba verdiğim parayı sokaktaki hayvanlara mama olarak harcasaydım, en azından somut bir karşılık alırdım. Burada ise geriye kalan tek şey, gereksiz yere tüketilmiş bir dikkat ve sabır. Okur kalın...
KusursuzlukVincenzo Latronico · Yapı Kredi Yayınları · 2026175 okunma