Her şeyden önce şunu iyice anla ki, sende bir hissi, bir vehmi ve bir de akli olmak üzere üç hüküm veren güç bulunur ve bunlardan doğruyu bulan ise sadece akli hüküm veren güçtür. Yine anla ki dünyaya ilk geldiğimizde nefis, hissi ve vehmî hüküm verenlerden geleni kabule daha çok eğilimli ve yatkındır. Zira hissi ve vehmi hüküm veren, dünyaya ilk geldiğimizde insan zihni ve nefsinde diğerinden daha önce olușur ve bu ikisi nefis üzerinde ilk hüküm veren güç olma özelliğini taşırlar. Dolayısıyla akli büküm veren henüz olgunlașmadan ve bunun farkına varmadan önce, nefis bu ikisinin hüküm vermesine alışır ve onları benimser. Bu yüzden nefse alıştığı şeyle ilişkisini kesmesi ve doğuştan gelen yapısı bakımından yabancı olan şeye (akıl) boyun eğip bağlanması çok zor gelir. Nefis, bizim bu kitapta açıklayacağımız yöntemle denetim altına alınana kadar akli hükmedene muhalefet edip onu yanlışlamayı; hissi ve vehmi hükmedene uymayı ve onları doğru kabul etmeyi sürdürür.
Rivayete göre adamın biri Hasan'ı Basri'ye:
"Falanca seni çekiştirdi" demiş.
O da tutmuş gıybetçiye bir tabak taze hurma göndermiş ve "duyduğuma göre sevaplarını bana hediye etmişsin! bunun altında kalmak istemedim. ancak tam mukabelede bulunamadığım için beni başlayın" diye de bir mesaj ilettirmiş.
Ibn Sîrîn şunları söylemiştir:
" Gıybeti ben haram etmedim ki gıybetimi yapana hakkımı helal edeyim! Gıybetı müslümana Allah haram kılmıştır. Allah'ın haram kıldığını ben nasıl helal edebilirim?"
Danışılan kişi kendisinin "O sana yaramaz" sözüyle danışanın sözünü dinleyeceğini bilirse bu kadarla yetinir. Eğer bu sözüyle vazgeçmeyeceğini bilirse o zaman bildiği kusurları açıklaması lazım gelir. Zira Rasulullah sav. Şöyle buyurmuştur:
"Facir (ahlaksız) kişiyi ismiyle anmaktan çekiniyor musunuz? Onu deşifre edin halk tanısın, kendisindeki kusurları anınız insanlar ondan sakınsınlar."
Şöyle diyorlardı:
Üç kişinin aleyhinde konuşmak gıybet sayılmaz.
A) Zalim Sultanın
B) Bidatçının
C) Açıktan açığa günah işleyenin.