Şayet kaderi sebep ve gerekçe olarak öne sürmek doğru olsaydı, peygamberlerin gönderilmesiyle, insanlara karşı gerektiği gibi delil ortaya konulmuş olmazdı. Bu da şerîatlerin gereksiz ve geçersiz olduğu sonucunu zorunlu olarak doğurur, Iblisin, Firavun'un ve bütün kâfirlerin özürlerinin kabul edilmesini, bunun sonucunda da bizzat kendilerinin mazur görülmelerini gerektirirdi! Çünkü onların muhalefetleri ve isyanları gerekçe olarak Allah'ın kaderiyle gerçekleşmiş olurdu!
Her kim bir yaratılmıştan, sadece Allah-u Teâlâ'nın güç yetirebileceği bir hususta, ölülere veya başka varlıklara bizzat bu varlıklar tarafından isteğinin yerine getilirileceğini umarak dua eden kimse gibi bir recada bulunursa, umudunu başkasına bağlamış biri olarak yaptığı büyük şirk olur.
Nitekim Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur.
إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَالَّذِينَ هَاجَرُوا وَجَهَدُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَوَلَكَ يَرْجُونَ رَحْمَتَ
الله ﴾ [البقرة: ۲۱۸]
Iman edenler ve hicret edip Allah yolunda cihad edenler var ya, işte bunlar Allah'ın rahmetini umabilirler.) (Bakara, 2/218)
İnsanın üzerine farz olan cihadı, emri bi'l-ma'ruf ve nehyi ani'l-münkeri şer'i bir mazeret olmaksızın sırf insanlardan korktuğu için terk etmek haramdır. Nitekim Allah:
إنَّمَا ذَلِكُمُ الشَّيْطَنُ يُخَوِّفُ أَوْلِيَاءَهُ، فَلَا تَخَافُوهُمْ وَخَافُونِ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ )
[ آل عمران: ١٧٥]
İşte o şeytan, sizi ancak kendi dostları ile korkutur. Şu halde, eğer müminler iseniz onlardan korkmayın, benden korkun.
(Âl-i Imran, 3/175)
Görünür, olağan vasıtalar hakkındaki somut duyularla algılanabilen işlerde, yaratılmıştan yardım istemek ancak şu üç şartla câiz olur:
1- Yardım istenen kimsenin hayatta olması.
2- Yardım istenilen kimsenin, yardımı istenen işe güç yetirebilir olması.
3- Yardım istenilen kimsenin orada hazır bulunması. Allah-u Teâlâ'nın şu buyruğu bu hususun delilidir.
فَاسْتَغَتَهُ الَّذِي مِن شِيعَيْهِ عَلَى الَّذِي مِنْ عَدُوّهِ ﴾ [القصص: ١٥] (Kendi tarafından olanı, düşmana karşı ondan yardım istedi.
(Kasas, 28/15)