İnsanlık kendini biricik gerçek özne olarak gördükten sonra, dışında kalan her şey onunla ilişkili nesne haline geldi. Buna artık gerçekliğin geri kalanı gibi tahakküm ve kontrol altındaki düşünce nesnesi haline gelen Tanrı da dahildir
Buhârî'nin hocası Nu'aym b. Hammâd da (228/843) Allah kendisine rahmet etsin şöyle demiştir: "Allah'ı yarattıklarından herhangi bir şeye benzeten kimse küfre düşer. Allah'ın kendisini nitelendirdiği şeyleri inkâr eden kimse de küfre düşer. Ne Allah'ın, kendisini; ne de Rasûlü'nün O'nu nitelendirdiği hiçbir şey teşbîh değildir.
Imam Ebû Hanife (150/767) şunları söylemiştir: "Allah yaratılmışların sıfatlarıyla nitelenemez. Gazabı (öfkesi) ve rızası, (sevip razı oluşu) O'nun niteliği bilinmeyen sıfatlarından (diğerleri gibi) iki sıfattır. Ehl-i Sünnet ve'l-Cemâat'in görüşü budur. Allah gazab da eder, razı da olur. 'O'nun gazabı (öfkesi) cezalandırmasıdır, rızası (sevip razı oluşu) da sevap ve mükâfatıdır' denilemez. Biz O'nu kendisini nitelendirdiği gibi nitelendiririz.
Lâ İlâhe İllallah (Allah'tan başka ilah yoktur) sözü Allah'tan başka hakkıyla ibadet edilen mabud yoktur demektir. İlâh, alçalıp, boğun eğilip, mâ'bud edinilmekle ilâh edinilendir. Öyle ki kalpler sevgiyle, yüceltmeyle, korkuyla, tazimle, alçak gönüllülükle, ümit ve tevekkülle O'na bağlanarak O'nu ilâh edinir.