Tamamen subjektif bir perspektiften yorumlamak isterim bu kitabı. Nedenini metnin ilerleyen kısımlarında özellikle açıklayacağım. Öncelikle kitabın ismine odaklanalım; Outliers. Yani diyor ki başarılı insanlar çizginin dışındadır. Öyle midir?
Hangi çizgiden bahsediyoruz? Doğduğumuz ülke, büyüdüğümüz kültür ve aile yapısı, doğum yılımız, hatta doğum ayımız.. Çizgiyi hangi parametre belirliyor? Ve biz bunca parametrenin sebep olduğu hangi sayısız kombinasyonun bir alamet-i fârikası sonucu başarılı oluruz? Öte yandan başarı nedir? Kitap bu soruya cevap vermekten uzak, ancak alt metinden de anlıyoruz ki spesifik bir alanda çığır açan bir fikrin altında imzası bulunan herkes başarılıdır. İster yazılım dünyasında olun, ister hukukta ya da bir spor dalında hiç farketmez. Yeterince akıllı ve zeki olmanız, zengin olmanız, en ideal koşulları size sunan bir ülkede doğmuş olmanız güzel fırsatlar olmasına rağmen tek başına başarılı olmanız için yeterli değildir. Doğru zamanda doğmuş olmanız da gerekir. Yetmezmiş gibi cevherinizi parlatacak konularda size fırsatlar sunabilecek insanların da etrafınızda bulunması gerekir. Çünkü başarı denilen şey, kümülatif bir avantajdır.
Öte yandan, yaptığımız işin “anlamlı” olduğuna dair içsel bir motivasyona da ihtiyaç duyuyoruz. Kitaba göre bir işi anlamlı kılan üç unsur var: karmaşıklık, otonomi ve çaba ile ödül arasındaki ilişki. Bu noktada, başarının en kritik adımı olarak görülen “çok çalışmak” kavramı anlamını yitirmiyor mu? Yazarın şu ifadesi bu soruyu daha da keskinleştiriyor: “Çok çalışmak, eğer hiçbir anlam taşımıyorsa, bir tür hapis cezasıdır.” (s.124) Ne kadar da haklı, öyle değil mi?
Yazar, daha iyi bir dünya için başarıyı belirleyen bu şanslı farklılıkları ve keyfi avantajları yeniden tanımlamamız, fırsat eşitliğine odaklanmamız
İşte o zaman karşılaştığım her insanı farklı görmeye başladım. İnsan vardı ve bir de yanında küçük bir kuyu. Yatağının yanında duruyordu ve her akşam geçmiş günü yutuyordu. Benim ve kardeşleriminkiler gibi neredeyse boş kuyular da vardı, nenemin dedeminkiler gibi neredeyse dolmuş olanlar da. Dolmaya yüz tutmuş kuyular beni ağlatıyordu.