Kino, dünyanın en büyük incisini bulmuştu. İncinin özü, insanın özüne karışınca ortaya tuhaf, kapkara bir tortu çıkıvermişti. Kino’nun incisi birdenbire herkesin düşü, hesabı, planı, yol haritası, geleceği, arzusu, ihtiyacı, ihtirası ve açlığı oluvermişti.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Çünkü iki dünya savaşının ezdiği yeryüzünden çok olumsuzluklar yansıyor insana. Yansıma, korkunç, tiksinç. Başta, güvensizlik. Kimseye güvenemez olduk. Kuşku, hepimizi maymunlaştırdı. Tiyatrolardaki soytarılara benziyoruz. Arada, güvenilebilecek birkaç kişinin çıkması durumu değiştirmiyor. İnsanın özü artık yok.
“Eh, ben de.” dedi Angel. “Ama görüyorsunuz ya, yine de gidiyorum. Bazı insanları seviyoruz diye kalamayız yerimizde, başkalarından nefret ettiğimiz için gideriz. Yalnız çirkin şeyler insanı harekete zorlar. Korkağız.”
“Bunun korkaklık olup olmadığını bilmiyorum” dedi Jacquemort, “ama bana acı veriyor.”