Bir kimse ilim sahibi olur, âlim deriz; beldeler keşfeder, kâşif deriz; fen harikaları icat eder mûcit deriz; sanat hassasiyetini dile getirir sanatkâr deriz, deriz, deriz… Fakat kolay kolay insan diyemeyiz.
İzzet efendi, sen, beyaz sakalına rağmen yeni doğmuş bir çocuksun; dudaklarını iki tarafa gezdirip bir şeyler arıyorsun; çünkü açsın.
Fakat dilin yok ki istediğini ifade edebilesin. Açlığını giderecek, seni susturacak olan şey, ananın göğsünden akan süttür. Halbuki seni ne zaman görsem dudaklarının arasında bir kuru emzik var.
Işığın daimi olarak parıldadığı dünyada gece yoktur ama o dünyaya götüren yol da yoğun bir karanlıkla, yapışkan bir petrol seliyle örtülüdür. Petrol yeryüzünün iliklerinden gelir. Yüreğimizdeki karanlık nereden gelir? O da mı o kızgın karından çıkar? Ya zihnimizdeki?
Peki o halde neden doğduğumuzda elimize bir fener verilmez?