Dünyadaki nesneleri "bilebiliriz" ve onları manipüle edebiliriz. Ancak bir insanı, hele ki sevilen insanı asla tamamen "bilemeyiz" ve onu bir inceleme nesnesi yapamayız. Varoluşsal aşk, ötekinin her zaman bir "gizem" olarak kalmasına izin vermek ve onun bu gizemine hayran olmaktır.
Popülizmin Çatlakları: Küresel Kriz Kıskacında Şirket Devlet Mantığı ve Amerikan Sağının İdeolojik Dönüşümü Modern küresel siyaset, uzun süredir kitleleri peşinden sürükleyen hamasi söylemler ile arka kapılarda yürütülen soğuk ekonomik rasyonalite arasındaki en keskin yırtılmayı yaşamaktadır. Bu yarılmanın merkezinde, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’ın iç piyasaya yönelik saldırgan popülizmi, yaklaşan ara seçimlerin yarattığı koltuk korkusu ve Silikon Vadisi sermayesinin devlet aygıtını içeriden dönüştürme arzusu yer almaktadır. Bir tarafta kitleleri manipüle eden bir emlakçı refleksi, diğer tarafta ise toplumsal sözleşmeyi tamamen yırtıp atmayı hedefleyen teknokratik bir akıl bulunmaktadır. Sahada darmadağın olan küresel realitenin retorikle kurtarılmaya çalışıldığı bu süreç, müttefiklik ilişkilerinin sıfırlandığı ve diplomatik kurbanların seçildiği yeni bir hayatta kalma tüneline işaret etmektedir. Bu sıkışmışlığın ilk ve en gürültülü yansıması, uluslararası ittifakların zemininde kendisini göstermektedir. Trump’ın İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’yi hedef alan ve bir fotoğraf talebi üzerinden şekillenen hırçın polemiği, sıradan bir liderler atışması değildir. Bu kavga, Avrupa sağının küresel sistem içindeki konumu ile müttefikleri maliyet odaklı gören Amerikan izolasyonizmi arasındaki derin jeopolitik çatlağı ele vermektedir. Meloni, Avrupa’da milliyetçi bir çizgiyi temsil etmesine rağmen, geleneksel ittifak yapısına sadık kalarak müttefikleri satan bu pervasız çizgiye direnmektedir. Trump ise bu kurumsal direnişi kişiselleştirerek müttefiklerini birer ortak değil, fotoğraf dilenen asalaklar olarak kurgulamaktadır. Bu üstenci dil karşısında İtalya Dışişleri Bakanının resmi ziyaretini iptal etmesi, Avrupa’nın artık bu şantajcı üsluba karşı açıkça
Siyaset
Reklam
Bırakma enerjisi güçlü çalışır. Tutunduğun korkuları, taşıdığın yükleri, bağımlı hale geldiğin düşünceleri, seni tüketen insanları, geçmişten bugüne sürüklediğin hikâyeleri... Bırak. Hayatına giren herkes bir sebeple gelir. Kimileri sana öğretir, kimileri senden öğrenir. Ama hiçbir şey sonsuza kadar aynı kalmaz. Ruhun bu dünya deneyiminden geçerken, çocukluğundan beri sana öğretilen kalıpların içinde kaybolmayı mı seçiyorsun? Yoksa... Kendını hatırlamayı, özündeki gerçeği keşfetmeyi, kim olduğunu yeniden bulmayı mı? Seni durduran, gölgeleyen, karanlığına çeken, ağırlaştıran ne varsa... Bırak. Çünkü bıraktığında yol açılır. Bıraktığında nefes genişler. Bıraktığında kalbin hafifler. Bıraktığında ışık içeri girer. Ve sen güçlenirsin. Bilincinin yükselebilmesi için, önce sana ait olmayan yüklerden özgürleşmelisin. Kıskançlık mı? Bırak. Sürekli çalışan zihin mi? Bırak. Kaygılar mı? Bırak. Geçmiş mi? Bırak. Gelecek korkusu mu? Bırak. Kendini manipüle etmeyi de bırak.
TOKSİN İNSAN CÜMLELERİ VE ANLAMLARI..
1-) "Senin için söylüyorum" (Seni manipüle etmek için söylüyorum) 2-) "Alınma ama.." (Birazdan kalbini kıracağım) 3-)"Herkes senin böyle olduğunu düşüşünüyor" (Kimse bir şey söylemiyor hepsini ben uydurdum.) 4-) "Şaka yaptım ya :)" (Gerçek düşüncemi söyledim, tepki alınca kıvırdım) 5-) "Sen değiştin" (Artık sana hükmedemiyorum)
"Sevilmek için can atmayan birini manipüle edemezsiniz."
Psikoloji
Gözlemci Mütercimin Trajedisi: Dijital Gözetim Çağında Epistemolojik Sabotaj ve Entelektüel Direnişin Sınırları İstasyonun Yıkılışı ve Zamanlamanın Trajedisi Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreği geride kalırken, insanlığın dijitalleşme hikayesi artık bir özgürleşme anlatısı olmaktan çıkmış, mutlak bir kuşatılmışlık realitesine evrilmiştir. Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, teknolojik gelişmelerin masum birer ilerleme hamlesi olmadığını, aksine küresel sermaye ve devlet aygıtlarının eliyle yürütülen monolitik bir egemenlik inşası olduğunu göstermektedir. Bu sürecin kırılma noktalarını geriye dönük bir okumayla incelediğimizde, entelektüel zihnin en büyük zaafı olan "post-facto" (olgu sonrası) analiz tuzağıyla karşılaşırız. Tarihsel kronolojiye bakıldığında, kırılmanın kökleri iki binli yılların başına kadar uzanır. İki bin dört yılında Silikon Vadisi’nde küçük sermayelerle temeli atılan platformlar, bugün küresel siyaseti manipüle eden, başkan yardımcılıklarını dizayn eden ve devletlerin kılcal damarlarına sızan birer devasa veri imparatorluğuna dönüşmüştür. Trenin çoktan kalktığı, istasyonun yıkıldığı ve rayların doğrudan egemen yapıların merkezine bağlandığı bu post-facto gerçeklikte, entelektüel ancak bir tarihçi gibi geriye bakarak trajediye not düşebilmektedir. Eğer iki bin dört yılında bu analiz yapılıp kurumsal nüfuz sınırlandırılsaydı, bugün algoritmik determinizm altında ezilen bir toplum yerine, veri egemenliğini elinde tutan bir öznellikten bahsedebilirdik. Fakat bugün, geçmişin ihmaliyle şekillenen bir algoritmik kuşatmanın tam ortasındayız. I. Sistemin Monolitik İllüzyonu ve Fiyatlandırılmış Muhalefet Günümüz gözetim kapitalizmi, muhalif söylemi doğrudan yasaklamak yerine onu emme ve kendi lehine dönüştürme kapasitesine sahiptir. "Sistem, muhalif
Felsefe
Reklam
Reklam