Babam.. Canımın yarısı can babam.. İyi misin babam diyordum da beni üzmemek için iyiyim diyordun ya işte orada duruyordu zaman.. Gözlerini kaçırıyordun ama biliyordun yakın zamanda göçüp gideceğini.. Israrla hep dik durmaya çalışan can babam.. Tek bir nefesin kalmıştı oysa ki.. Güçlüdür dedim hep konduramadım ki ben sana bu hastalığı da, yataklara düşmeyi de, ölümü de.. Sen her şeye rağmen benim kahramanımdın, arkamda duranımdın ben buradayım her zaman diyenimdin.. Canımın canı can babam.. Ne güzel bir çocukluk yaşattın bize be babam.. Annesiz kalmanın, çalışan bir annenin evladı olmanın zorluklarını elbette yaşadık ama hep elinden geleni yapıp hem anne hem de baba olmadın mı sen bize.. Öksüz kaldık canım babam.. Ne sağıma dönebiliyorum, ne önüme bakabiliyorum. Savruluyorum senin desteğin, sesin, o sohbetin olmadan.. Şimdilerde ne yerdeyim, ne gökte.. Her telefonda hissettiğim o acıyı nasıl anlatayım ki.. Yokluğunda, sensiz geçen koskoca 3 gün..😢 Çok zormuş be babam, çok zormuş. Ne çok sevenin varmış evimiz doldu taştı yokluğunda. Bir kez daha gurur duyduk seninle. Bir kişi bile demedi ki babacığın bize şu sözü söyledi de kırıldık.. Biz senden razıyız güzel babam 🤍🤲
Yattığın yer incitmesin 🤲😥
Merak edip yazan, arayan herkesten Allah razı olsun 🙏
Asabiyete neden olan filtre kahveyi çok fazla tavsiye etmiyoruz. Arap kahvesi olarak hazırlanan kahve ise sindirime faydalıdır. Sabah içilen bir fincan kahve çalışanların sabah hâlsizliğini alır ve zihinsel canlılık verir.
Uzun süredir filmini gördüğüm, okumak istediğim ama sürekli ertelediğim bir kitaptı. Sonunda arkadaşımın tavsiyesi ile başladım ve yaklaşık 5 saatte kitabı bitirdim. Konusu, anlatımın yalınlığı ve sürükleyici oluşu tamamen beni içine çekti. Ayrıca, kesinlikle çocuk kitabı olduğunu düşünmüyorum.
Eserde kısaca 2. Dünya Savaşı'nda Nazilerin Yahudilere yaptığı soykırım ele alınmış. İki ana karakterimiz var; Bruno ve Shmuel.
Bruno asker çocuğu, Shmuel ise Polonyalı, Yahudi bir çocuk...
Bruno'nun babası "önemli bir görev" aldığı için Berlin'deki evlerinden apar topar başka bir yere taşınmak zorunda kalıyorlar. Taşındıkları yer ise eski evlerine göre küçük,bakımsız, ve kötü bir yer. Bruno başlarda Berlin'e geri dönmek istiyor, sürekli en yakın üç arkadaşını ve onlarla eğlendiği zamanları düşünüyor. Bir gün keşfetmeyi sevdiğini hatırlıyor,yürüyüşe çıkıyor ve mülteci kampında yaşayan Shmuel ile tanışıyor.
İkisi de tesadüfen 15 Nisan 1934 doğumlu ve 9 yaşında. Aralarındaki tel örgülere rağmen dostlukları ilerliyor ve 1 yıl boyunca konuşuyorlar. Bruno Shmuel'in arkadaşlığı sayesinde yaşadığı yerden artık şikayet etmiyor ve hatta en yakın arkadaşlarının ismini bile hatırlayamaz hale geliyor. Zamanla annesi, babasının önemli işlerine ve yaşadığı yere tahammül edemez hale geliyor ve Berlin'e geri dönmek istiyor.Bunu öğrendiğinde arkadaşı ile paylaşmaya gidiyor ama o sırada Shmuelin babası kayıptır ve ona yardım etmek için çizgili pijamasını giyip karşı tarafa geçiyor...
Sonunda, inandıkları din sebebiyle ayrıştırılan insanların yaşadığı acıyı general de yaşıyor...
Uzun lafın kısası, aynı günde ve aynı yılda doğan iki masum çocuğun yaşantılarını etkileyen tek fark doğdukları yerin inançları. Bruno ve Shmuel acımasız insanların kararları ve davranışları sebebiyle hayatlarını