Âşık ihtiyardı, şarap yıllanmış, aşksa taze... Sevgili de oracıktaydı. Artık nasıl sabredilebilirdi ki? O ihtiyar tamamıyla harap oldu, hepten sarhoş oldu…
Genellikle farkında olmadan bu akımlar tarafından sürüklenmiş, daha önce de ifade edildiği üzere gönülsüz davranışlarını gönüllü gibi, mantık dışı eylemlerini mantıklı gibi göstermek isteyen insanlar eylemlerinin gerçek güdüleri ile ilgili hayali sebepler yaratırlar ve eylemlerindeki güdülerin gerçek olduğuna insanları ve kendilerini inandırmak için bu hayali sebepleri kullanırlar. Genelde A ve B mezhepleri arasındaki biçimsel çatışmalar, konudan konuya atlayan dağınık söylevlerde yok olur. Örneğin Bizans dönemindeki Hristiyan mezheplerinin çatışmalarını araştırmayı deneyen birinin araştırması, bu kişinin kendisini akıl hastanesinde bulmasıyla son bulur. Genel olarak öz meselesi, biçim sorununun içinde oluşsa bile Montesquieu'nün teoloji hakkında söylediklerini hatırlamak yerinde olacaktır: "Ele alınan konuya ve konunun ele alınışına göre iki defa anlaşılmaz kalır..." Fransız milliyetçilerinin nutuklarını okuduğunuzda, bu insanların akıllarının başında olup olmadığına dair kuşku duymaya başlarsınız; fakat budalaca görünen ve öyle de olan bu sözlerin ardında öze dair bir sorun saklıdır: "Milliyetçilik", bugünlerde Fransa'da ortaya çıkan sosyalizme karşı bir direniş şeklidir.
İyi insanları kötü insanlardan ayıran kapanması imkânsız bir uçurum olduğu fikri iki sebepten ötürü bir huzur kaynağıdır. İlk olarak, bu fikir kötülüğe öz katarak bir nevi ikili mantık yaratır. Birçoğumuz kötülüğü bazı insanlarda olan, bazılarındaysa olmayan bir mevcudiyet, bir özellik olarak algılarız. Kaderlerinin öngördüğü üzere kötü tohumlar nihayetinde kötü meyveler verir. Bizler Kötülüğü, Hitler, Stalin, Pol Pot, İdi Amin, Saddam Hüseyin ve kitle katliamlarında parmağı bulunan diğer politik liderler üzerinden, yani dönemimizin gerçekten kötü despotlan üzerinden tanımlarız. Halbuki daha sıradan, daha az kötülüklerin de farkında olmalıyız: torbacılar, tecavüzcüler, seks kölesi tacirleri, yaşlılar üzerinden dolandırıcılık yapanlar ve kabadayılık taslayarak çocuklarımızın sağlığını etkileyenler...
Aptallık ve İktidarYaratılmış tüm insanlar gibi, aptallar da başka insanları çok farklı yoğunluklarda etkiler. Bazı aptallar genelde sadece sınırlı kayıplara neden olurken, öbürleri bir veya iki kişiyle kalmaz, tüm topluluklara veya toplumlara korkutucu zararlar verebilir. Aptal birinin zarar verme potansiyeli iki ana unsura bağlıdır. İlki genetik unsurdur. Bazı bireyler yüksek dozda aptallık genini miras alır ve bu miras sayesinde doğdukları andan itibaren gruplarının elitleri arasında yer alırlar. Aptal birinin potansiyelini belirleyen ikinci unsur, toplumda işgal ettiği otorite ve güç konumudur. Bürokratlar, generaller, politikacılar, devlet başkanları ve din adamları arasında, başkalarına zarar verme kapasiteleri işgal ettikleri (ya da işgal etmekte oldukları) iktidar pozisyonu tarafından tehlikeli bir şekilde artmış (ya da artmakta olan) temelde aptal bireylerin $\sigma$ altın oranını buluruz. Makul insanların kendilerine sık sık sordukları soru, aptal insanların neden ve nasıl güç ve otorite sahibi olmayı başardıklarıdır.(Hem seküler hem dini) sınıflar ve klikler, sanayi öncesi toplumların çoğunda aptal insanların daima iktidar mevkilerine gelmesini sağlayan sosyal kurumlardı. Modern sanayi dünyasında sınıflar ve klikler giderek önemini yitirmektedir. Ancak bunların yerine siyasi partiler, bürokrasi ve demokrasi var. Demokratik bir sistemde genel seçimler, güçlüler arasındaki $\sigma$ kesiminin istikrarlı devamlılığını sağlamak için hayli etkili bir araçtır. Unutulmamalıdır ki, İkinci Yasa'ya göre, oy kullanan insanların $\sigma$ kesimi aptaldır ve seçimler onlara, eylemlerinden hiçbir şey kazanmadan başka herkese zarar vermek için muhteşem bir fırsat sunmaktadır. Bunu, iktidardaki insanlar arasındaki aptalların $\sigma$ seviyesinde korunmasına yardımcı olarak
Mantık aşkı, gerçek aşktan daha akıllıcadır kuşkusuz, ancak ara sıra coşku yaratır, kendini çok iyi tanır ve durmadan yargılar, düşünceyi yanıltması söz konusu olmadığından, yalnızca düşünce gücüyle varlık kazanır.