Türklerin yaşadığı böl­gelerde en yaygın şekilde yetişen ağaçlardan biri kayındı. Adını sürekli andığımız ve Orta Asya'ya yaptığı gezilerde gördüklerini ayrıntılı şekilde not tutmuş olan Wilhelm Radloff, Sibirya'dan (1884) adlı eserinde kayın ağaçları ve onların oluşturduğu manza­ radan sıklıkla söz eder: "Katunya yönünde muhteşem bir manzara ile karşılaştık. Geniş nehir, beyazımsı suyu ile taze yeşil çayırlıklar içerisinden akıyor, sahillerinde ara sıra gümüş şerit gibi küçük kollarla bölünen türlü türlü söğüt korulukları ve kayın ormanları sıralanıyordu; ufukta, koyu mavi bulut gibi güneye doğru sıra sıra yükselen Altay Dağ­ları gözüküyordu." Bulundukları bu yerdeki ağaç Türklere pek çok konuda yar­dımcı olmuştu. Kayın ağacının kabuğu bütün bir şekilde çıka­rılabiliyordu; bu da ilkel zamanlardan bu yana insana doğal bir barınak kaynağı olmuştu. İşlenip başka işlevsel aletlere dönü­şebiliyordu. Dalları da bir o kadar esnekti. Esnek kısmından yay, dalsız budaklarından ok yapılıyordu. Kayın ağacının gövdesi de mucizeviydi: Çizildiğinde bu küçük yarıktan tıpkı anne sütü gibi besleyici bir süt akıyordu. Bu süt hem besliyor hem tedavi ediyor­ du. Kayın ağacı Türklerin hatta ilk insanın ortaya çıkışından beri etraflarındaydı.
Sayfa 112·Kitabı okudu
Hitler, Alp Dağları'ndaki dinlenme mekanının merdivenlerinde Schuschnigg'i nazik bir tavırla karşılarken, gergin ve heyecanlıydı.38 Ne var ki, nefes kesici bir dağ manzara­ sı olan büyük salona geçtiklerinde Hitler'in ruh hali ansızın değişti. Schuschnigg manza­ ranın güzelliğinden söz edecek olduğunda Hitler hemen lafı yapıştırdı: "Evet," dedi "fi­ kirlerim burada olgunlaşıyor. Ancak manzaradan ve havadan söz etmek için buraya gel­ medik. "19 Hitler onu çalışma odasına götürdü. Papen, Schmidt, Ribbentrop ve diğerleri dışarıda kaldılar. içeri girer girmez Hitler, bütün öğle saatleri boyunca sürecek şiddetli bir saldırı­ ya başladı. Avusturya'nın Alman halkına "ihanet"inin uzun tarihini anlatıyordu. Sonunda tehditkar bir ifadeyle "Ve size söyleyeceğim şudur, Herr Schuschnigg," dedi. "Bütün bun­lara son vermeye kesinlikle kararlıyım
Sayfa 100 - İttaki yayınları 2009
biyografi tarih
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
"Boğaziçi'nde yaşanmış beş yüz sene içinde, mavi suların daima genç, dinç gözlerinin önünde geçen ömürler, mevsim-ler, yalılar, köşkler, korular, bahçeler, yollar ve mezarlıklarda yükselen, duyulan musikiler, şarkılar, ilahiler, dualar ve hatı-ralar kalpten kalbe, ruhtan ruha boşala boşala, hayat, manza-ra ve gönüller birer bütün olmuşlardı. Boğaziçi bunlarla, hu-susi bir terbiye, bir şive, bir terkip, bir üslûp, bir kıvam, bir makam olmuştu."
İstanbul'un izbe köşelerinde, mahrum-i hayat bir milletin evladı sıfatıyle toplan-mış olan bir avuç genç, yürüdükleri karanlık, çetin ve hatarnak yol-da, ellerindeki titrek meş'al üzerine -cemiyetin isminden de anlaşıldı-ğı üzere 'Ümit' yazmışlardı. Ümid ve temenni bu gençlerin rehber-i âmalı [emellerinin rehberi (y.n.)], sabır ve sebat şiarları, ölüm bu dünyada yegâne mükafatları idi. Filhakika derin bir yokluk içinde çır-pınıyorlardı. Çok dudaklarda hande-i istihfaf, çok çehrelerde manza-ra-i istiskal, çok nazarlarda mâna-i gayz-ü kahr görmüşlerdi. Ümid ve emelleri uğrunda mahbese girmiş, tākibâta maruz kalmış, mahkeme-lere yollanmışlardı. Kurdukları müessesenin bütün mahrumiyetlere ve manialara rağmen yaşamasını bir "namus-i milli" meselesi bildik-lerinden ve bu müessesenin geçireceği maceranın Kürd'ün kabiliyeti-ne bir misal-i vecîz teşkil edeceğine emin olduklarından idi ki, bıkma-dan, usanmadan çalıştılar ve yokluk içinden varlıklar çıkardılar.
Siyaset
Makedonya, büyüleyici bir manzaraya sahipti. Balkan Kızı, bu manza­ raya bakarak mı büyümüştü? Belki de şu anda aynı gökyüzünü seyrediyorduk. Belki de bu dağların eteklerinde aynı esintiyi hissediyorduk. Ama benim için onunla aynı man­zarayı paylaştığımı hissetmek, bir hazine kadar değerliydi.
Sayfa 277 - Barut Ulu Boratav·Kitabı okudu
Alıntı
Soğukkanlılık
Fransız topçusu, Joches köyüne ve yola çılgın gibi ateş ediyordu. Biraz sonra köy yanmaya başladı. Bölük, küçük gruplar halinde komutanlarının arkasında yere yatmıştı. Kimse konuşmuyor, herkes komutana bakıyordu. Aniden büyük bir gürültüyle bir top mermisi bölüğün ortasına düştü. 10 asker yaralandı veya öldü. Bütün askerler ayağa fırladı. Büyük bir kargaşa yaşanıyordu. Birden bölüğün ortasında, atın üstünde general, tugay komutanı belirdi. Sanki bir şey olmamış gibi soğukkanlı bir şekilde purosunu içiyordu. Şöyle emretti: 'İkinci bölük sıraya gir! Umarım bir daha böyle bir manza rayla karşılaşmam. Eğer karşılaşırsam, garnizona dönüldüğünde bazılarınızı hapse atacağım.' Bu akıl almaz soğukkanlılık, birlikler üzerinde harika bir etki yaptı. Bölük hemen sıraya girdi, takımları oluşturdu ve hızla yolun kenarındaki hendeğe ilerlemeye başladı. Saat 10'da sadece 3 ilave kayıpla bataklığı ve köprüyü geçtiler.
Sayfa 238 - Yüzbaşı Adolf von Schell