Hakan

Hakan

, bir kitap okudu
Puan vermedi·152 syf.·
2022 65. kitabı
Theodor W. Adorno
8.5/10 · 347 okunma
Reklam
Puan vermedi
Kitap hoş, acayip güzel falan diyemem ama hoş, kendini okutuyor ve yazarın iyi niyetini okurken fark ediyorsunuz. Ama işte eksik bir şey var o da çeviriden mi yoksa kitabın kendisinden mi kaynaklı bilmiyorum, okuyucuyu vurmuyor sersemletmiyor. Diyeceksin ki her kitabın vurucu mu olması lazım? Ben de sana Kafka'nın şu meşhur sözüyle cevap vermek isterim "Ancak bizim ihtiyacımız olan kitaplar; okuyunca bizleri bir felakete uğramış gibi sarsan, derin bir hüzne boğan, kendimizden daha çok sevdiğimiz bir kişinin zamansız ölümü gibi kahreden ve herkesten uzak, karanlık ormanlara sürülmüş gibi hissettiren kitaplardır. Bir kitap, insanın içindeki donmuş denizlere vurulan bir balta gibi olmalıdır. Ben buna inanıyorum.". Bu Kafka'nın ağzından çıkan üç beş sayılı doğru cümleden biri:) Kurmacada beklentim hep bu yönde olduğu için Gospodinov'a hoş demekle yetiniyorum. Okuyun tavsiye ederim, çeşni olsun.
Edebiyat
Hüznün FiziğiGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 20171,481 okunma
hoş benzerlikler
"Bir çocuk gözü için. Her yeni doğanın gözü için -sıçan, sinek veya kaplumbağa- dünya her seferinde yeniden yaratılır." (gospodinov- hüznün fiziği) "Her uyanışında dünyayı baştan yaratan çocuğu Tanrı korusun" (melih cevdet anday - sözcükler)
1000k
Ufak Bir Soru
Sokrates felsefi hakikati dile getirdiğinde, bu eylemi kamusal alanda gerçekleştiği için zorunlu olarak felsefi hakikat, olgusal hakikati de çağırmış oldu. Felsefi hakikat, kamusal alana taşıdığında olgusal bir hakikate dönüştüğü gibi, ölmek mi yoksa hakikati gizlemek mi sorusuna karşı Sokrates’in ölümü seçmesi de yine kamusal alanda cereyan eden hakikate dönüştü. Kamusal alanda cereyan eden (ister olgusal olsun ister felsefi) tüm hakikat anlatıcılığının temelinde parrhesia yatar ve hakikatin ortaya çıkmasının koşulu olduğu gibi söylenenin hakikat olduğuna ikna (peithein) olmamızı sağlayan da yine parrhesiaya duyulan güvendir. Ekümenik vaazlar bize hakikatin özünde hiçbir dayanak noktası aramadığını, onun er ya da geç ortaya çıkacağını ki ortaya çıkıp çıkmamasının bile onun varlığının yanında önemsiz kaldığını dikte etse de hakikatin dile geldiği her ağız ikna peşindedir. İkna edilmemiş bir topluluk hiçbir zaman hakikat tarafından kuşatılmayacak hatta hakikat anlatıcısı burada politik bir tehlike olmaya başlarsa sonucu idam ya da sürgün olacak, aksi durumda ise meczup olarak görülecektir. İster Sokrates örneğine bakalım isterse de günümüz politik cereyanların sonuçlarına bakalım, hakikat her zaman kamusal alana ihtiyaç duymuştur ve bu nedenle parrhesia’nın sonrasında iknanın gerçekleşmesinin koşulu yine kamusal alandır. Ancak hakikat’in bu parrhesia’ya d-oğal olarak kamusal alana- olan bağımlılığı hakikatin koşullarını açıklamakta tek başına yeterli değildir, Foucault’nun da belirttiği gibi parrhesia’nın bir özgürlük alanına gereksinimi vardır. Özgürlük ile birlikte polis içerisinde hakikat kendisini açığa çıkarma olanağı bulmuş olacak ve diğer özgür yurttaşlara fâş edilmiş olacaktır aksi durumda özgür olmayan birinin dile getirdiği hakikatin bağlayıcılığı onun
Felsefe
Reklam