"Konuşmanı dinledim. İyiydi. Milyonlarca insanın öldüğü bir savaş hakkında konuştun. Savaşın boşuna yapılmadığını, bu kadar insanın boşuna ölmediğini ispatladın. Hoşuma gitti. Bu kadar safça ve bu kadar güzel bir fikir ancak on bir yaşında, söylediğine yürekten inanan bir çocuğun ağzından çıkabilirdi. Şu yaşımda, senin vardığın sonucun taşıdığı soğuk dehşet benim için fazla. Dünyayı kitaplardan araştırmaya devam et. Gayretli olur da, gözlerini açık tutarsan, eminim altmış yedi yaşına geldiğinde, bu gece o salonda incecik sesinle , akıcı bir İngilizce'yle söylediğin saf sözlerin ne kadar aptalca olduğunu anlarsın. Yine de seninle bu ailenin herhangi bir üyesiyle duyduğum kadar gurur duyuyorum. Hadi, şimdi git artık. Uyumak istiyorum. Ben on bir yaşında değilim, yaşım tamı tamına altmış yedi."