schop

schop
@marcelprous7
weltschmerz.
Babil dini, Mısır dininin aksine, öteki dünyada mutluluktan çok bu dünyada refahla ilgilendi. Büyü, kehanet ve astroloji, Babil’e özgü olmamasına rağmen, başka bir yerde olduğundan daha fazla gelişti ve esas olarak Babil sayesinde, ilkçağın sonrasına egemen oldu. Bilime ait olan bazı şeyler Babil’den gelir: Günün yirmi dört saate ve dairenin 360 dereceye bölünmesi; tutulmalarda döngünün keşfedilmesi; bu nedenle ay tutulmaları kesin olarak, güneş tutulmaları belli bir olasılıkla öngörülebildi.
Felsefe
Reklam
Çalışın, çalışın işçiler, toplumsal serveti ve kendi yoksulluğunuzu artırmak için çalışın. Çalışın ki, daha da yoksullaşarak daha çok çalışmak ve yoksullaşmak için birtakım nedenleriniz olsun. Kapitalist üretimin acımasız yasası budur işte.
Düşünce
Ekonomi uzmanları, işçilere "toplumsal zenginliği artırmak için çalışın!" deyip duruyorlar hep. Ama, bir başka ekonomist, Destut de Tracy, onlara şöyle yanıt veriyor: "Yoksul uluslarda halkın rahatı yerindedir. Zengin uluslardaysa, halk, genellikle yoksuldur."
Düşünce
Nerede o ortaçağ halk öykülerimizin, eski masallarımızın o sözünü sakınmayan, dobra dobra konuşan, şarap düşkünü halaları, teyzeleri! Durmadan taban tepen, yemek pişiren, şarkı söyleyen, neşeler yaratıp canlılık saçan, ağrısız sızısız, sağlam ve gürbüz çocuklar doğuran kadınlar nerede? Bugün, uçuk renkli cılız çiçekler örneği, solgun tenli, bozuk mideli, kolu budu tutmaz olan fabrika kızlarımız ve kadınlarımız var!... Sağlam zevkler tatmamışlar hiç ve bu konuda yüzlerini güldürecek hiçbir şey söyleyemezler! -Ya çocuklar? Çocuklara 12 saat çalışma! Gözün çıksın yoksulluk!- Ama, Manevi ve Politik Bilimler Akademisi'nin bütün Jules Simonları, Cizvitlerin tüm Germinysleri, çocukları aptallaştırmak, içgüdelerini bozmak, bedenlerini çürüğe çıkarmak için, kapitalist isliklerin bozuk havası içindeki çalışmadan daha yıkıcı bir kötülük bulamazlardı. Çağımız, çalışma yüzyılıdır, diyorlar; aslında acının, yoksulluğun, kokuşmuşluğun yüzyılıdır.
Düşünce
Açgözlülük üze­rine bir şarkı adanmalıydı bu insanlara! Ama neye yarardı? Çünkü aslında hiçbir şey gelmiyordu şairin elinden, hiçbir kötülüğün ortadan kaldırılmasına yardımcı olamıyordu; yalnızca dünyayı görkeme boğduğunda kulak veriyorlardı ona, yoksa olduğu gibi anlattığında değil. Ve ün, bilgiyle değil, yalanla eşanlamlıydı! Bu durumda tanrıların Aeneis’e daha farklı, daha olumlu bir etki bağışlamaları düşünülebi­lir miydi? Evet, öveceklerdi bu eseri, çünkü Vergilius daha önce ne yazmışsa övülmüştü; çünkü bu eserden de yalnızca kulağa hoş gelenler akılda tutulacaktı ve çünkü uyarılara da kulak verilmesi gibi bir sakınca ve olasılık yoktu; artık Vergilius ne başkalarını, ne de kendisini aldatmak hakkına sahipti; çok iyi tanıyordu çevresindeki bu insanları; onlar için ne forsa yapılmış kölelerin acı dolu, acının ağırlığını taşıyan çabalarının, ne de şairin bilgiye susamışlığın acıla­rıyla yüklü çabalarının saygın bir yanı vardı... Onlar, yani aşağıdakiler, Vergilius’u anlamıyorlardı, ona aldırdıkları da yoktu; buradakiler, yukardakiler ise Vergilius’a saygı duy­duklarını ileri sürüyorlar, dahası bunun gerçek olduğuna da inanıyorlardı...
Edebiyat
Reklam