işte yine çekip alıyor zaman rüzgardan yağmurdan ve karlı kürkten pelerinini ve bir kez daha giydiriyor pırıl pırıl güneşten ve berrak mavi gökyüzünden elbisesini nehirler pınarlar ve gürleyen ırmaklar giyiyorlar nefis giysilerini hepsi gümüş mücehver misali öyle mutlu görünüyorlarki
yorgun bir yüzücü zaman dalgalarında ellerimi havaya kaldırıyorum bırak kapansın üstümü bambaşka bir diyara asırlarca ve bu şatoyla gülü gömülü gömülü zamanda ve uykuda o kadar mahmur o kadar azman ki taşın üstünde yeşildir yosun ve liken lekeler girişi orada bir resme battım gömülmüş suya ne rüzgara kapılan ne de karışan sedaya aldatıcı dokunsan kırılacak uzak yıllar yılı derinlikte batık durgun bir hendeğin suları gibi ama çürüyen geçitlerin kah dışarısı kah içi kımıldıyorum yok bir hareket bir titreme dahi sular dalgansa da sallanır oradaki aksi.