TAĞUT VE ALİ ŞERİATİ SOSYOLOJİSİ ÜZERİNE
Puan vermedi
Ali Şeriati’nin kavramsal evreninde “tağut”, yalnızca aşkın otoritenin seküler temsiller aracılığıyla gaspı değil, aynı zamanda toplumsal anlam rejimlerinin tahakküm lehine yeniden kodlanmasıdır. Bu bağlamda tağut, klasik teolojik semantiğin sınırlarını aşarak, modern ulus-devlet formunun ürettiği simgesel evren içerisinde işleyen bir “kutsallaştırma tekniği” olarak yeniden kavranmalıdır. Zira modern siyasal düzen, kendi sürekliliğini yalnızca zor aygıtlarıyla değil, kutsalın sekülerleştirilmiş türevleri üzerinden kurduğu rıza mekanizmalarıyla temin eder. Bu noktada Émile Durkheim’in “kutsal/profan” ayrımı, analitik bir eşik sunar; ancak Şeriati’nin müdahalesi, bu ayrımı normatif bir nötrlükten çekip çıkararak, kutsalın tarihsel olarak kim tarafından ve hangi iktidar ilişkileri içerisinde üretildiğini sorgulayan eleştirel bir hatta taşır. Kutsal, artık yalnızca toplumsal dayanışmanın kurucu unsuru değil, aynı zamanda bu dayanışmanın sınırlarını belirleyen, içeri-dışarı ayrımını keskinleştiren ve böylece “meşru” ile “gayrimeşru” olanı tayin eden bir ideolojik matrise dönüşür. Antonio Gramsci’nin hegemonya kuramı bu bağlamda vazgeçilmezdir. Hegemonya, salt zorun değil, rızanın örgütlenmesidir; ve bu rıza, çoğu zaman kutsal addedilen sembolik formlar aracılığıyla içselleştirilir. “Vatan”, “bayrak” ve “millet” gibi kavramlar, bu anlamda, kolektif kimliğin nötr göstergeleri olmaktan ziyade, belirli bir tarihsel blokun çıkarlarını evrenselmiş gibi sunan söylemsel düğüm noktalarıdır. Bu düğüm noktaları, eleştiriyi yalnızca politik bir itiraz olmaktan çıkarıp ontolojik bir sapma, hatta ihanet kategorisine yerleştirerek, muhalefeti kriminalize eden bir semiyotik alan üretir. Bu semiyotik alan içerisinde “makbul vatandaşlık” kategorisi teşekkül eder. Makbullük, hukuki
Felsefe
Ali Şeriati Düşüncesine GirişYusuf Yavuzyılmaz · Sude Kitap · 201717 okunma
Puan vermedi·424 syf.··
2026 10. kitabı
1930’lar İtalya’sı… Kadının adının yüksek sesle anılmadığı, hayatın ataerkil bir düzen içinde akıp gittiği yıllar. Ve tam o düzene karşı, “Burada biz de varız. Bizi de dinleyin. Kadınla erkek eşittir.” deme cesaretini gösteren zamanının marjinali: Anna. Onu sindirmeye çalışan bir Carlo… Ve daha da önemlisi, onu anlamaya hiç niyeti olmayan bir kasaba. “Kadın gülmez. Kadın içki içmez. Kadına pantolon yakışmaz. Kadın okumaz. Kadın evlenir ve evinin kadını olur.” Bu cümleler birer kural gibi havada asılıyken Anna, o küçük kasabada varoluşuyla çığır açıyor. Sadece kendi hayatının iniş çıkışlarına değil; elini uzattığı, dokunduğu insanların hayatlarına da tanıklık ediyoruz. Ve sayfalar ilerledikçe şunu fark ediyoruz: Avrupa sandığımız kadar “Avrupa” değilmiş o yıllarda. Anna’nın içsel gücüne hayran kaldım. Ama en çok da kimsenin önyargılarına kulak asmadan kendi yolunda yürüyüşüne… Bu romanı güçlü yapan yalnızca Anna değil. Lizzanello kasabasının gündelik hayatı, insanlarının bakış açıları, korkuları, alışkanlıkları… Yan karakterler o kadar ustalıkla işlenmiş ki, bazen “Şimdi kime kızıyoruz, kime üzülüyoruz?” diye durup düşünmeden edemiyorsunuz. Anna benim için bireysel mücadelenin, kişisel cesaretin ve eğilmeme hâlinin simgesi oldu. Ve bu yolculuğa ortak olmaktan çooookkk keyif aldım. Herkese keyifli okumalar
Postacı KadınFrancesca Giannone · Gutenberg Yayınları · 202535 okunma
Reklam
Puan vermedi·240 syf.··
2026 11. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 21 Şubat 2026 01:11
İhsan Oktay Anar’a, Puslu Kıtalar Atlası ile başladım, hayalgücü olağanüstü kitaplarda zaten olağanüstülüklerin mümkünlerini anlatıyor. Yedinci Gün beğendiğim bir kitap oldu fakat bir Puslu Kıtalar Atlası değil tabi ki. Eleştireceğim nokta şu ; dil konusunda sıkıntılar yaşıyorum biraz Arapça bildiğim için yüzde seksenini anlıyorum fakat bilmeyenler için kitap zorlayıcı oluyor haksızlık etmek istemem ama sanki marjinalik katmak veya kendi dil becerisini sergilerken okuyucu zorlamak istemiş gibi ya da benim bakış açımdan bu şekilde ama tabi ki emeğe saygımız sonsuz iyi ki bize bu kitapları kazandırmış.
Yedinci Günİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 20164,608 okunma
Fuzuli Bir Kabul Edilenin Dışına Çıkma Çabası
6/10
·524 syf.··
2026 5. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 24 Ocak 2026 23:59
Zor bir kitaptı. Yazarın daha önce “Veba Geceleri” ve “Kar” romanlarını okumuş ve öykülendirme tarzı hoşuma gitmişti. Ancak bu kitap diğerlerinden bariz daha farklı bir teknikle yazılmış. Ruh sağlığı yerinde olmayan ana karakterin, sahip olduğu hezeyanlar bir müddet sonra tekrara düşüyor, bu da kitabın akmasını engelliyor. Kahraman sağlıklı bir birey olmadığı için yaşadıklarının da absürt olmasını anlayabiliyorum lakin, yazarın bu hissiyatı bize geçirebilmek için kitabı yaklaşık 200-250 sayfa uzatmış olması neticesinde ustalığının hakkını veremediğini söylemem gerekiyor. Bunun haricinde bir de yazar yeni arayışı içerisinde olduğunu okurun gözüne çok sokmuş. Tabi ki yeninin ve yeniliğin destekçisiyiz ama marjinalite arayışı, kabul edilenin dışına çıkma isteği gerçekçilikten çok uzaklaştırmış ve samimiyet eksikliği yaratmış maalesef. Bu kitabı okumanızı tavsiye etmem.
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,5bin okunma
Kürk Mantolu Madonna
Puan vermedi
Kitabı uzun süre önce okuduğum için aşırı detaylar aklımda değil fakat çok net hatırladığım bir şey var o da açık ara Raifin g....igi ulan senin biyolojik kızın şans eseri Almanya'dan gelmiş ta İstanbul'a bu Allah'ın pasifi babası benim diyemiyor gurbette gördüğü bir kız için tüm hayatını p.. eden bu mal ondan olma kızını s....lemiyor bile bu raife ne kadar sovsek az edebiyatımızdaki yegane g...lardandir kendisi her ne kadar okuyucu bu karaktere acisida ben aşırı sinir oldum mesela kuyucakli Yusuf'u ne kadar kendimden hissettiysem bu Allah'ın malını bir o kadar sevmiyorum öldüğünde mutlu olduk Allah var Neyse gelelim kürk mantolu ya dediğim gibi aşırı detaylar aklımda değil ve acikcasi bu kitabı bir daha asla ikinciye de okumam ( kitap kötü olduğu için değil raife katlanamiyorum ) bu kizimizda toplum beni anlamıyor ben marjinalim triplerine giren kafasında sapıkça bir aşk olgusu yaratan bir mahlukat Raif denen enayiyi kafasındaki o saplantılı aşk fikrine benzetmeye çalışan Raif mercimeği fırına verincede mal mal triplere giren kendini prenses falan sanan bir pavyon şarkıcısı aynı zaman da dünyada yaptığı resimleri tek s....yen insan olan raife de haketmedigi bir ilgiyi sırf kendi bencil çıkarları için veriyor olmayacak bir ilişkiyi bitirmiyor ne diyelim İki beyinsiz bulmuş birbirini birazda asıl gerçek ana karakterimize ( ismi gram umrumda değil) bu iyilik melegi adam Raifin kitabını okuduktan sonra böyle bir adama saygı duyarmi çok merak diyorum ben okudum ve duymadım umarım güzel bir inceleme olmuştur
Kürk Mantolu MadonnaSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025376,4bin okunma
Kent Nasıl Okunur?
9/10
·215 syf.·
2021 119. kitabı
KEVİN LYNCH’İN GÖSTERGEBİLİMSEL KURGUSUNDAN İSTANBUL’A VE ÖTESİNE MEKÂNSAL BİR OKUMA Kevin Lynch’in The Image of the City adlı eseri, şehirleri sadece planlama nesnesi olarak gören o katı, teknik bakışın ötesine geçip bambaşka bir şey yapıyor: Kentleri, insan zihninin aynasında yeniden tanımlıyor. Lynch’in en güçlü iddiası şu: Kentler ölçülebilir niceliklerden önce, hatırlanabilir nitelikler üretir. Yani şehir dediğimiz şey haritalarla değil, insanların zihninde bıraktığı izlerle var olur. Bir kentin “iyi” ya da “kötü” oluşunu estetikten ya da mühendislikten önce okunabilirlik belirler. Kent, karmaşık olsa bile insanı yönlendirmeli; kaosun içinde bile anlamlı bir bütünlük taşımalıdır. Lynch’in şehir deneyimini çözümlemek için kullandığı beş temel kategori de burada devreye giriyor; • Yollar (paths) — kenti deneyimlediğimiz hat: ana akslar, sokaklar, patikalar. (Mesela Paris'in Champs-Élysées’si.) • Sınırlar (edges) — ayıran ama aynı zamanda tanımlayan eşikler; şehri içsel ya da dışsal olarak bölen çizgiler. (Berlin Duvarı, bunun ekstrem örneği.) • Bölgeler (districts) — kentin karakterini veren tematik alanlar; içerisine girildiğinde belli bir kimliği hissettiren bölgeler. (Tokyo’nun Shibuya’sı gibi.) • Düğüm noktaları (nodes) — akışların kesiştiği, hareketin yoğunlaştığı odaklar. (New York’un Times Square’i.) • Nirengiler (landmarks) — bir bakışta tanıdığımız güçlü işaret taşları. (Ayasofya.) Bu beşli yapı, kentsel deneyimi adeta modüler bir dile dönüştüren, zihinsel bir navigasyon sistemi gibi çalışır. Lynch’in mekânı “zihinsel haritalar” üzerinden okuması ise tam anlamıyla bir paradigma değişikliğiydi. Ona göre şehir, fiziksel öğelerden ibaret olmayıp bireyin belleğinde canlandırdığı, anlam
1000Kitap
Kent İmgesiKevin Lynch · İş Bankası Kültür Yayınları · 2022320 okunma
Reklam
Reklam