10/10
·136 syf.··
Beğendi
·
2026 180. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 18:54
"ALBERT EİNSTEİN" "Patent ofisindeki düzenli hayat, Einstein'ın hem zihinsel hem de duygusal olarak denge bulmasını sağladı. Her ne kadar bu iş bir bilim insanı için ideal bir ortam olmasa da Einstein, yaratıcı düşünceleri için gerekli olan sakinliği burada buldu. Bu dönemde, bilimin sadece laboratuvarlarda değil, insan zihninin derinliklerinde de yapılabileceğini gösterdi." Bilim tarihinin en parlak isimlerinden biri… Evrenin dokusunu yeniden şekillendiren bir zihin… Ve tüm bunların ötesinde, insanlık için yılmaz bir vicdan mücadelesi. Albert Einstein denildiğinde aklımıza ilk olarak karmaşık formüller, görelilik teorisi ve o meşhur dil çıkarma fotoğrafı gelir. Oysa onun hikâyesi, çok daha derin ve insani bir yolculuğun öyküsüdür. 1879’da Almanya’nın Ulm kentinde dünyaya gelen Einstein, çocukluğunda beklenen parlaklığı göstermedi. Hatta konuşmaya geç başlaması, ailesini endişelendirmişti. Ama bu sessizlik, onun kendi iç dünyasında devasa sorularla boğuşmasını engellemedi. Küçük bir pusulanın iğnesine duyduğu hayranlık, onu evrenin görünmeyen güçlerini anlamaya iten ilk kıvılcımdı. Eğitim sisteminin katı kalıplarına başkaldıran Einstein, ezbere dayalı öğretimi değil, sorgulayan ve keşfeden bir anlayışı benimsedi. Bu isyanı, onu düşünce özgürlüğünün ve yaratıcı zekânın en büyük savunucularından biri yaptı. 1905 yılı, “mucize yıl” olarak bilinir. Einstein, bu yıl içinde yayımladığı makalelerle fiziğin temellerini sarstı. Özel Görelilik Teorisi’yle zamanın ve mekânın mutlak olmadığını, gözlemciye göre değiştiğini ortaya koydu. Ardından gelen Genel Görelilik ise kütle çekimini uzay-zamanın bükülmesiyle açıklayarak Newton’un yüzyıllık hakimiyetine meydan okudu. Bu fikirler, o dönemde o kadar devrimciydi ki çoğu bilim insanı tarafından anlaşılmakta zorlandı. Ama Einstein,
Edebiyat
Ünlü Dahiler: Albert EinsteinCan Eren · Peta Kitap · 20261 okunma
Cehalet İnsanlığın En Büyük Düşmanlığıdır.
Puan vermedi·260 syf.··
2026 3. kitabı
A. M. Celal Şengör’ün Senin Cahilliğin Benim Yaşamımı Etkiliyor adlı eseri, yalnızca bir söyleşi kitabı değil; bilginin hayatımızdaki yerini sorgulatan, cehaletin bireysel bir eksiklikten öte toplumsal bir yük olduğunu hatırlatan güçlü bir metin. Şengör’ün karakteri bu eserde açıkça hissediliyor: keskin bir dil, tavizsiz bir duruş ve bilgiye duyulan derin bir saygı. Onun bilimsel birikimi, jeoloji alanındaki uzmanlığının ötesine geçerek edebiyat, felsefe, tarih ve siyasetle harmanlanıyor; böylece kitap, tek bir disipline sıkışmayan geniş bir düşünce ufku sunuyor. Şengör’ün kişiliğinde öne çıkan en belirgin özelliklerden biri, cehalete karşı duyduğu tahammülsüzlük. Bu tavır, eserin her satırına yansıyor. Mozart’ın kötü müzik karşısında ağlamasını örnek verirken, kendisinin de bilgisizliğe aynı şekilde tepki verdiğini söylemesi, onun bilgiye duyduğu hassasiyetin kişisel bir yansıması. Bu yaklaşım, okuyucuya bilginin yalnızca akademik bir değer değil, aynı zamanda etik bir sorumluluk olduğunu hatırlatıyor. Kitap boyunca Atatürk, Popper, Newton, Einstein gibi isimlerle kurulan bağlar, Şengör’ün düşünce dünyasının evrenselliğini gösteriyor. Bu bağlantılar, bilginin sürekliliğini ve insanlık tarihindeki dönüştürücü gücünü ortaya koyuyor. Şengör’ün duruşu, okuyucuya bilginin adaletin en sağlam temeli olduğunu hissettiriyor. Onun üslubu bazen sert, bazen rahatsız edici olabilir; fakat bu sertlik aslında gerçeğin dönüştürücü gücünden kaynaklanıyor. Bu kitabı okurken ben, bilginin yalnızca bireysel bir kazanım değil, toplumsal bir sorumluluk olduğunu yeniden fark ettim. Şengör’ün tavrı bana, adaletin bilgisizlikle değil, bilgiyle savunulabileceğini hatırlattı. Kitap bana şu olumlamayı kazandırdı: “Cehalet başkalarının yaşamını etkiler, ama bilgelik hepimizi
1000Kitap
Senin Cahilliğin Benim Yaşamımı EtkiliyorCelâl Şengör · Masa Yayınları · 20233,912 okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
DİNLENEN BEYİN
Puan vermedi·256 syf.··
Beğendi
·
2026 73. kitabı
@dogan_kitap çıkan Dinlenen Beyin’i okuduğumda, modern dünyanın "durursan düşersin" dayatması altında zihnimi ne kadar hırpaladığımı çok net fark ettim. Kitap, her an bir şeyler üretmek zorunda hissettiğimiz bu çağda, hiçbir şey yapmamanın aslında beyin için ne kadar hayati olduğunu harika bir dille anlatıyor. Dr. Joseph Jebelli, boş durmayı bir tembellik değil; beynin kendini tamir ettiği, hafızayı düzenlediği ve üretkenliği beslediği çok aktif bir süreç olarak tanımlıyor. Sürekli koşturmaktan yorulan, tükenmişliğin sınırında gezen herkesin zihnini rahatlatacak,boş zamana, çalışmaya ve dinlenmeye bakış açımı tamamen değiştiren şahane bir rehber diyebilirim. Kitap, "Azıcık mola ver, kahve iç" gibi sığ kişisel gelişim tavsiyelerinin ötesinde,aşırı çalışmanın beynimizi biyolojik olarak nasıl fiziksel bir yıkıma uğrattığını çok çarpıcı nörobilimsel verilerle kanıtlıyor. Kitapta Japonya'da resmi bir ölüm nedeni kabul edilen Karoshi (aşırı çalışmaktan ölüm) vakalarını okuduğumda şok oldum. Aşırı stres altındayken salgılanan kortizol hormonu, beynin hafıza merkezi olan hipokampüsteki nöronları kelimenin tam anlamıyla zehirleyip öldürüyormuş. Yani sürekli meşgul olmak bizi daha zeki yapmıyor, aksine beynimizi fiziksel olarak küçültüyor. Uyku pasif bir durum değil, beynin en yoğun çalıştığı vakit. Biz uyurken bu sistem devreye giriyor ve gün boyu biriken toksik atıkları, zararlı proteinleri adeta yıkayarak temizliyor. Yazar, Einstein'ın karmaşık fizik problemlerinde sıkıştığında kalkıp keman çaldığını anlatıyor. Einstein bunu tembellikten değil, beynin odak ağını kapatıp Varsayılan Mod Ağı’nı açmak için yapıyormuş. Beyin özgürce yüzdüğünde, nöronlar arasında normalde kurulmayan yaratıcı bağlar kuruluyormuş. Kitabın en özgün bölümlerinden biri olan "Ağaca Sarılma Bilimi"
The Brain at RestJoseph Jebelli · Penguin Books Publishing · 20254 okunma
Anlaşılmak büyük bir çabamıdır sizce
Puan vermedi·271 syf.··
2026 4. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 10 Mayıs 2026 19:27
" Bizim gibi fiziğe inanan insanlar için geçmiş,bugün ve gelecek arasındaki fark,inatla süregelen bir illüzyondan ibarettir." (Albert Einstein)
En Yakın UzakHayley Long · Timaş Genç · 2017963 okunma
Feynman Potporisi
Puan vermedi·240 syf.··
2026 13. kitabı
Fikr-i sabit biri olduğumdan dolayı olsa gerek çok başarılı bilim insanları hakkında bir şeyler okuduğumda aklım hep aynı yere takılıyor. Bilim insanı, bilim ekosisteminden bağımsız olarak düşünülemez. Mesela bir anısını şöyle anlatıyor. Feynman 24 yaşında ilk sunumumu yaptım; çok heyecanlanlıydım vs vs vs. Sonrasında Profesör. Pauli yanındaki Einstein'e döndü ve sunumunun hipotezinin yanlış olduğunu söyledi (en azından katılmadığını ve Einstein'den destek görmek için ona yöneldi, sordu) ve Einstein ise Prof. Pauli'ye katılmadı. Hani Einstein çok duyulmuştur da; Profesör Pauli'nin de Nobel Fizik ödüllü olduğunu belirtmek iyi olacaktır. Manhattan projesine katılması da etrafındaki bilim ekosisteminden gelir. Robert R. Wilson bir gün gelir ve kendisini gizli bir toplantıya davet eder; hatta oldu bittiye getirir ve Feynman'ı projeye dahil eder. Bu noktadan sonra da Oppenheimer ile çalışacaktır. Hatta kitaba göre bir yerden sonra Feynman'ın kendisi ufak bir takımın lideri olmuştur. Ama buradaki çıkış noktası önemlidir. Akşam bir çay içelim rahatlığında Feynman dünyadaki o an en önemli fizik projesine dahil edilmiştir. Ahlaki değerleri tartışmayacağım; ahlaki değerin bulunmaması da en önemli etkenlerdendir bu kararımda. Sonrasında Feynman da göreceli olarak pişman gözükecektir. Buraya kadar yazdıklarım şu inançtan kaynaklıdır. Başarılı insanların ya da belli aşamaları geçmiş insanların çalışma disiplinlerinde, ya da eforlarında çok fark yok. Asıl büyük adımı atmaya yol açan farklılıklar genelde ekonomik imkanlar, etrafındaki insanların tavsiyeleri ve şans faktörü oluyor. Örneğin, çok başarılı bilim insanlarının erken kariyerlerinde kendi ekonomik durumlarının çok iyi olmadığı zamanlar vardır; ama laboratuvarlarının bütçelerine dair böyle şeyler pek okumayız. Cevabı
Keşfetmenin HazzıRichard P. Feynman · Alfa Yayıncılık · 2016169 okunma
10/10
·223 syf.·
2026 11. kitabı
Marie France Hirigoyen , 1978 yılından beri tıp doktorluğu yapan, 1949 doğumlu bir Fransız psikiyatrist ve aile psikoterapistidir. ABD’de viktimoloji (mağdurbilim) eğitimi alan Hirigoyen, Fransa’da "manevi taciz" (harcèlement moral) kavramının gelişmesini sağlayan bir kişidir. Özellikle "psikolojik taciz (mobbing)" ve "narsisistik sapkınlık" konularındaki çalışmalarıyla tanınmaktadır. "Manevi Taciz: Gündelik Hayatta Sapkın Şiddet (1998)" adlı incelemesi çok satanlar listesine giren ve 24'ten fazla dile çevrilen en temel eseridir. Bu eserinde psikolojik tacizin yıkıcı etkileri ve acı çekme, depresyon, travma konularını ele alınmaktadır. Bu kitabının hem Fransa'da hem de dünya genelinde büyük ses getirdiği bilinmektedir. Yazar, iş yerinde ve özel ilişkilerde uygulanan sinsi psikolojik şiddeti tanımlamış ve bu durumun hukuksal bir suç olarak tanınmasına öncülük etmiş. Genel anlamda mobbingin kurumsal boyutlarını incelemektedir. Çalışmaları Fransa'da iş yerinde psikolojik tacizi cezalandıran yasaların çıkarılmasında hukuki açıdan da etkili bir rol oynamış. "Malaise Dans Le Travail (2001)" (İş Yerinde Sıkıntı), "Femmes Sous Emprise (2005)" (Baskı Altındaki Kadınlar) ve "Abus de Faiblesse et Outres Manipulations (2012)" (Zayıflığın Kötüye Kullanılması ve Diğer Manipülasyonlar) gibi diğer önemli eserlerinin henüz bir Türkçe çevirisi bulunmuyor fakat akademik çalışmalarda sıkça referans gösterilmektedir. Yazarın narsisistik kişilik bozukluğu olan bireylerin, kurbanlarını nasıl manipüle ettiğini ve duygusal olarak nasıl tükettiğini detaylandıran çalışmaları da bulunmaktadır. "Narsisistler İktidarda (2019)" ise dilimize kazandırılan ikinci eseridir. Hirigoyen'in eserlerinin akademik derinliğe sahip olmasının yanı sıra halk tarafından da kolayca anlaşılabilecek bir dille yazıldığını belirtmekte fayda
Psikoloji
Narsisistler İktidardaMarie France Hirigoyen · İletişim Yayınları · 202130 okunma